İlk defa bu kadar uzun süredir bloguma birşeyler yazmıyordum. Yazmam için büyük bir acı yaşamam gerekiyormuş demek ki...
Daha önce blogumda da bahsettiğim ve yine kanser olduğunu isim vermeden anlattığım Emine Yenge'mizi kaybettik. Bizim için ne kadar önemli bir kişi olduğunu tanıyanlar bilir. Tanımayanlar için de elimden geldiğince(kelimeler yettiğince) özetleyeyim:
Emine Yenge, Ziver Dedemin(Babamın amcası, daha önce bahsetmiştim) eşi... Onlarınki büyük aşktı... Birbirini bu kadar çok seven bir çift hiç görmemişimdir. Çocukları olmamış ama babamı ve amcamı oğulları gibi sevmişler... "gibi"si fazla aslında... Çocuklarıydı resmen... Bizler de torunları... Hatta Emoş ile babaannemin oğullarını paylaşamayıp birbirlerini tatlı tatlı kıskandıklarına da çok şahit olmuşumdur... Emoş da zaten bizim ikinci babaannemizdi, annemlerin de kayınvalidesi :) En güzel yemekleri yapar, hepimizi çağırırdı... Bütün aile toplanırdık sık sık... Kocaman, sıcak ve mutlu bir aile idik...
Ziver Dede'mi erken kaybettik, ani bir ölümdü... Yine hepbirlikte toplanılan bir gecede aniden beyin kanaması geçirip vefat etti... Ben hasta olduğum için annemle gidememiştik o gece... Yaşadığım ilk büyük ölüm acısıydı sanırım... Emoş, büyük aşkının gidişiyle yıkılmıştı... Acımızı birbirimizden destek alarak hafifletmeye çalıştık... 52 gün boyunca hergün Emoş'a gittiğimizi hatırlıyorum... Dedemiz gitmişti ama Emoş'umuz bizi bırakmadı... Biz de onu... Kopamazdık zaten, hepimizden daha "Gargun"du belki... Onun ailesi bizdik... Bunu hep böyle hissettirdi... Ara sıra görüştüğü yeğenlerinden daha yakındı bize... Kendi evimiz gibi hissettirdiği evinde rahat olmamız için elinden geleni yapardı... Evi, çok yer değiştirdi(taşındı) ama içinde bulduğumuz huzur hiç değişmedi çünkü bunun böyle olmasını sağlayan Emoş'tu, onun sıcak davranışlarıydı... Ziver Dedemin odası, artık benim odam olmuştu... Emoş'a gittiğimizde hemen o odaya gider, ödevlerimi yapar, resim çizer, TV izlerdim... Onun harika yemeklerini yediğimiz masamız, kahkahalarla dolu sohbetlerimiz... Hiç ama hiç değişmemşti... Çok esprili, hayat dolu bir insandı... Özel günleri hiç kaçırmazdı; arar, kutlar, gelir neşe katardı... Sürprizler yapardı; birgün annemlere evlilik yıldönümlerinde pasta yapıp göndermişti... Biz de onu özel günlerde hiç yanlız bırakmazdık, Anneler Günü, bayramlar, yılbaşları... Hep ama hep birlikte geçirirdik... Birgün de annem ona bir sürpriz yapmış; bize güzel yemekler yaptığı bozulması an meselesi olan eski fırının yerine yeni fırın göndermişti... Emoş'un o kadar çok hoşuna gitmişti ki, her zaman yaşadığı mutluluğu anlata anlata bitirememişti...
Bir ara evini kapatıp kısa bir süreliğine bizde kalmıştı... O zaman da iyice bağlandık... Onun evi nasıl bizimse, bizim evimiz de onundu... Öylesine bir aileydik ki birbirimizin en zor ve en mutlu günlerinde hep bir aradaydık... Olması gereken de buydu zaten... Lafı bile olamazdı böyle şeylerin aramızda... Birimizin mutluluğu hepimizin mutluluğuydu çünkü... En sevdiğimiz yemekleri yapar, evinden bize taşır taşır getirirdi... Bilkent'ten mezun olurken mezuniyet törenime gelmiş, beni en önden izlemişti... Yanında oturanlara "torunum" diye gururla bahsettiğini anlatırdı... Sonra biz Antalya'ya taşınmak durumunda kaldık ama yine kopmadık... Çok özlerdik tabii ki... Hep araşırdık, o yine bize gelir giderdi...
Sonra geçen sene birşey duyduk, fısıltı şeklinde... Emoş kanserdi... İnanamadık, şaka olmalıydı... Hiç yakıştıramamıştık kanseri, o güçlü, küçük ama dev kadına... Babam üzülmesin diye bize söylememişti Emoş... Söylediğinde ise ciddiye almadığını, ameliyat olmayacağını anlatmıştı... Israrlara rağmen olmadı... En son, bir gece bize kalmaya geldiğinde gördük onu... Çok zayıflamıştı, hiçbirşey yiyememeye başlamıştı... O gün, onu son görüşüm olabileceğini tahmin ettim, o uyurken acı içinde onu izledim... Emoş'umuz gidiyordu ve elimizden birşey gelmiyordu... Bunu bilmek ve bilerek yaşamak hepimizi yıkıyordu...
Hergün onun için dua ederek ve içten içe acı çekerek geçirdik... O orada, biz burada... Telefonda sesi gittikçe cılızlaşıyordu... Ben en son, doğum günümden iki gün sonra beni arayıp "Özgecim, özür dilerim, doğum gününü unutmuşum, nice mutlu senelere yavrum" dediği sesi ile veda ettim ona... Bu, son doğum günümü kutlayışıydı... Ağlamaktan başka hiçbirşey gelmiyordu elimizden...
Bu arada Eniştem de 2 kez kalp krizi geçirmiş, ölümden dönmüş, bypass olmuştu... Arkasından babam da ani bir apandist ameliyatı geçirmişti. Emoş, kendini bırakıp bize üzülür olmuştu... Annemler, Emoş ile sürekli konuşuyor, bir türlü beni bırakacak birini bulamadıkları için Emoş'a gidemiyorlardı... Babamın ise Panik Atağı tavan yapmış, tek başına yolculuk yapamaz hale gelmişti. Emoş'umuzun yanına gidememek bizi de günden güne eritiyordu... Ama o bizi bildiği için halimizi anlıyordu...
Emoş, bundan bir ay önce artık yataktan kalkamayacak hale gelmişti... Son 2-3 yıldır birlikte yaşadığı kardeşleri ona bakıyordu... Kardeşleri de olsa hiç kimseye yük olmayı hayatı boyunca istemeyen Emoş'a bu kısacık sürenin bile işkence gibi geldiğini tahmin edebiliyordum... O orada acı çekiyor, biz de burada cektiği acıyı düşünerek ağlamakla günleri geçiriyorduk...
Son hafta telefonla bile konuşamıyordu artık... Babam gidememin sıkıntısını yaşıyordu... Annem, "Özge'yi bir günlüğüne bırakıp beraber gidip gelelim" demişti... Babam da annemin gelmesinden güç alarak "Tamam" demiş, ertesi gün için bilet almaya hazırlanıyordu... Telefon çaldı... Herkesin ölüm haberini veren Emoş'un acı haberiydi bu kez gelen... Feryat koptu, canımızdan can gitti... Emoş, bize acı bir şekilde veda etmişti...
Duygularımı şuan ifade edemiyorum ama adeta yıkıldık...
Cenazesi ve bir zamanlar kendi evimiz gibi gördüğümüz, onsuz soğuk olan evi çok kalabalıkmış... Sevenleri o kadar çok ki... Arkadaşlarından biri, diğerlerine annemi tanıştırırken "Bu da gelini, yok pardon kızı, kızı... Sizi bir başka severdi, Özge'yi de anlata anlata bitiremezdi... Gururla, şimdi şu okulu bitirdi, şöyle yaptı, mezuniyetinde o kadar harikaydı ki' diye anlatır dururdu..." demiş... Annem de onu ne kadar çok sevdiğimizi anlatmış onlara içi yana yana...
Bu arada annemler, biricik Emoş'larını son kez görememiş olmanın acısıyla yanarak onu son yolculuğuna uğurlamaya gittiklerinde, acılarına daha da tuz basan bir tabloyla karşılaşmışlar... Şimdi bahsederek yazımı çirkinleştirmek istemiyorum ama "o hassastır, duyup da üzülmesin" diye kanser olduğunu bile gizlemeye çalışan Emoş'un Murat'ına(babama) "Keşke sağlığında gelseydiniz!" diye bastıra bastıra canını yakmak için defalarca söylemek hiç yakışmadı, hoş olmadı... Zaten onu kaybetme acısıyla yanıp tutuşan babamın yolda fenalaşması ile sonuçlandı...
Hele ki; yersiz ve anlamsız soğuk davranışları, Emoş'uma saygısızlık olarak kabul ettiğim için yok sayıyorum!... (düzeltme)
En güzel bebeklerimin, anılarımın sahibi, yeşil elbiseli, çatık kaşlı, güler yüzlü Emoş'um gitmişşşşşşş, ÖTESİ YOK!
OLAMAZ DA...
Ziver Dedemin koynunda, nurlar içinde rahat uyu Emoş'um...
Seni çok seviyoruz...
anııı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anııı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar, Nisan 15, 2012
Emoş Gitmişşşşşş, Ötesi Yok!
Etiketler:
acı,
anııı,
Emine Yengem,
Emoş,
hayal kırıklığı,
hayat,
ölüm,
özlediklerim
Pazartesi, Aralık 20, 2010
İlk mim acemiliğiyle...
Sevgiliii crazywomenrosemary(çok tşkkkkk) beni mimlemişşş(hep böyle derlerdiii blogdaşlar, içten içe kıskanıodum belki dee :P)... Mim konusu da "anılarımız ve anılarımızın eşyalarımıza yüklediği anlamlar" imiş...
Konuyu ilk duyduğumda "ayyy çok zooor, nasıl yazcamm okdr şeyiii" diye düşündüm, sanki hepsini yazmak zorundaymışım gibiii:) sonraa aklıma ilk gelen 3 anıdan birini seçiverdim hemencik... İştee o anıııııı:) [anımı yazarken daha rahat olmak için bu kez yazım kurallarını es geçeceğiiiiiiim:P
Orta 2deydik(ben genelde olayları fln okuluma, sınıfıma, sıra yerime göre hatırlarım:p)... Ankara'ya Ricky Martin gelip konser verecektiiii... tabii ki Ricky'eeee çoook aşıktımmm, Damla(tekizim) da öyleydi tabii ona sorarsanız ben ondan görüp aşık olmuştummm... aşk diyorum çünkü hayranlıktan da öte bşydi; o Ricky için okulundaki kızları dövüo, bense onu beğenenleri salak gibi kıskanırdım... o benimmmdi:)) deli bir boyuttaydık işteee... Sedoşla karar verdik konsere gitmeyeee... hem de böylelikte Damla'ya karşı da 1-0 öne geçecektimm:)) bu şansı kaçıramazdım yaniii... annemi de zar zor ikna ettik, kalabalık olacağı için tedirgindi ama biz kafaya koymuştuk zaten... okulda hava atmaya başlamıştık bile... bu arada nasıl bulduğumuzu şuanda hatırlamıyorum Ahmet San'ı arayıp konserde bana yer konusunda yardımcı olabilir mi diye sormuştuk; o da konser alanında onu bulursak sahne yakınına beni yerleştireceğini söylemişti... Herneyse 4 bilet almıştık(ki babam bizi bırakıp dönecekti ztn 4.biletin nie olduğunu hala anlayamıyorum)... Sedoşla heyecandan ölüoduk, kalem kağıt aldırmştım yanına, güya Ricky yanımıza yaklaşınca ona uzatıp imzalatacaktık:)) ben bembeyaz giyinmiştim(sonradan konser boyu parlayacaktım)... Konser yerine gittik, dik ve dar merdivenler vardı... yabancı ve dev gibi bodyguardlar beni tekerlekli sandalyemle hooop die çıkarıverdiler yukarı... basketbol sahasıydı, insanlar akın ediyorlardı, tribünler dolmuştu neredeyse... kalabalığı yararak Ahmet San'ı bulmaya çalışıoduk ki babam Ahmet San'a "biz Ahmet San'ı arıoduk yardımcı olacaktıı" dedi:))) biz koparken adam sandalyemle beni aldı, annemle Seda tribünlere oturmak zorundalarmış:))çok üzüldüler ve endişelendiler tabii ki... biz de basının arasında ssıkışıp kaldık, boğulacaktım neredeyseee... konser başlıodu, hiçbşy göremeyeceğim die aglamaya başlayacakken San beni aldı hooop sahnenin dibine hoparlörün yanınaa koyduu:)) Ricky çıkmıştııı, büyüleyiciydi, gözlerimi ondan alamıyordum, müziği zaten içimde hissediyordumm:)) sonra birden yanımdan dev birrr balonnnn çıkıp kafama çarptııı:)))ve tokam fırladıı, saçlarım ahenkle dans ediyor balonun rüzgarıylaaa :))bu kez de saçlarımdan boğulacağıımm:))) bu sırada da annemle Seda karşıdan beni izliolarmış, kaç kere bodyguardlara yalvarmışlar "arkadaşı yanına gitsin, saçlarını toplasın, su versin vs" die ama yok ikna edememişler, zavallılar zaten önlerine kolon geldiği için Ricky'i de pek görememşler, foto fln da çekememişler :)) bi de bu arada şişman dev gibi bir bodyguard annemin üstüne düşmüş:))) [annem hala "gökten Ricky yağsa bana bodyguard düşerr" derr] Benn ise saçlarıma rağmen mest olmuş durumdaydım, olağanüstü yakışıklığıyla Ricky'ciğimm karşımda dans edioo, karşılıklı gülücükleşiodukk... bir ara baterinin başına geçip birşeyler çaldı, her hareketiyle muhteşemdiii... sonraaaa ışıklar kapatıldııı... O sırada Ricky aşağı eğilip bodyguardlardan birine bateri bagetlerini verdi, diğer tekerlekli sandalyeli 3 kız öne atıldılar hemen bagetleri kapmak için... o andaaa bodyguarda beni işaret etti Ricky!! o an kalbim çıkacaktı heyecandan:)) bagetleri nasıl tuttuğumu hiççç hatırlamıyorum:)))o kdr mutlu oldum ki... sonra Ricky karanlıkta sahneden kaçıverdi... konser bitmiştiii, bodyguardlar bana zafer işareti yaparken diğer insan şaşırıp kıskançlıkla bakıolardı:)) annemle Seda karşıdan gelirken elimde salladığım bagetleri görünce şok olmuşlar onlar ne diye:)) tabii durumu anlatınca Sedoşş tutturmuştu, birini bana ver bariiii diye:)) vermeyeceğimi bilsee dee:p
Ricky'nin kokusu, dolapta sakladığım bagetlerimden uzuuuun süre geçmediii... çıkarıp çıkarıp kokladım, koklattımm... bagetlerin bi tanesi çatlamış oraya siyah bir bant yapıştırılmıştı, benim için okdr değerliydiler ki hiç önemi yoktu... o konsere ait herşey durur bir dosyada, yüzlerce posteriyle birlikte... biletler, üzerimde kalan renkli konfetiler, fosforlu çubuklar ve tabii bagetler...
İştee böyleeeee:)
Şimdi sanırım bu güzel mimi birilerine paslamalıyımmm... Bir çok kişide görmüştüm gerçi ama... burada görürlerse ve isterlerse yapsınlar diye...
Umut
LoLLa
StummScream
Sümük'ü
mimliyorum:P
Bi de bu mime uygun şöööle bir yazım vardııı
Konuyu ilk duyduğumda "ayyy çok zooor, nasıl yazcamm okdr şeyiii" diye düşündüm, sanki hepsini yazmak zorundaymışım gibiii:) sonraa aklıma ilk gelen 3 anıdan birini seçiverdim hemencik... İştee o anıııııı:) [anımı yazarken daha rahat olmak için bu kez yazım kurallarını es geçeceğiiiiiiim:P
Orta 2deydik(ben genelde olayları fln okuluma, sınıfıma, sıra yerime göre hatırlarım:p)... Ankara'ya Ricky Martin gelip konser verecektiiii... tabii ki Ricky'eeee çoook aşıktımmm, Damla(tekizim) da öyleydi tabii ona sorarsanız ben ondan görüp aşık olmuştummm... aşk diyorum çünkü hayranlıktan da öte bşydi; o Ricky için okulundaki kızları dövüo, bense onu beğenenleri salak gibi kıskanırdım... o benimmmdi:)) deli bir boyuttaydık işteee... Sedoşla karar verdik konsere gitmeyeee... hem de böylelikte Damla'ya karşı da 1-0 öne geçecektimm:)) bu şansı kaçıramazdım yaniii... annemi de zar zor ikna ettik, kalabalık olacağı için tedirgindi ama biz kafaya koymuştuk zaten... okulda hava atmaya başlamıştık bile... bu arada nasıl bulduğumuzu şuanda hatırlamıyorum Ahmet San'ı arayıp konserde bana yer konusunda yardımcı olabilir mi diye sormuştuk; o da konser alanında onu bulursak sahne yakınına beni yerleştireceğini söylemişti... Herneyse 4 bilet almıştık(ki babam bizi bırakıp dönecekti ztn 4.biletin nie olduğunu hala anlayamıyorum)... Sedoşla heyecandan ölüoduk, kalem kağıt aldırmştım yanına, güya Ricky yanımıza yaklaşınca ona uzatıp imzalatacaktık:)) ben bembeyaz giyinmiştim(sonradan konser boyu parlayacaktım)... Konser yerine gittik, dik ve dar merdivenler vardı... yabancı ve dev gibi bodyguardlar beni tekerlekli sandalyemle hooop die çıkarıverdiler yukarı... basketbol sahasıydı, insanlar akın ediyorlardı, tribünler dolmuştu neredeyse... kalabalığı yararak Ahmet San'ı bulmaya çalışıoduk ki babam Ahmet San'a "biz Ahmet San'ı arıoduk yardımcı olacaktıı" dedi:))) biz koparken adam sandalyemle beni aldı, annemle Seda tribünlere oturmak zorundalarmış:))çok üzüldüler ve endişelendiler tabii ki... biz de basının arasında ssıkışıp kaldık, boğulacaktım neredeyseee... konser başlıodu, hiçbşy göremeyeceğim die aglamaya başlayacakken San beni aldı hooop sahnenin dibine hoparlörün yanınaa koyduu:)) Ricky çıkmıştııı, büyüleyiciydi, gözlerimi ondan alamıyordum, müziği zaten içimde hissediyordumm:)) sonra birden yanımdan dev birrr balonnnn çıkıp kafama çarptııı:)))ve tokam fırladıı, saçlarım ahenkle dans ediyor balonun rüzgarıylaaa :))bu kez de saçlarımdan boğulacağıımm:))) bu sırada da annemle Seda karşıdan beni izliolarmış, kaç kere bodyguardlara yalvarmışlar "arkadaşı yanına gitsin, saçlarını toplasın, su versin vs" die ama yok ikna edememişler, zavallılar zaten önlerine kolon geldiği için Ricky'i de pek görememşler, foto fln da çekememişler :)) bi de bu arada şişman dev gibi bir bodyguard annemin üstüne düşmüş:))) [annem hala "gökten Ricky yağsa bana bodyguard düşerr" derr] Benn ise saçlarıma rağmen mest olmuş durumdaydım, olağanüstü yakışıklığıyla Ricky'ciğimm karşımda dans edioo, karşılıklı gülücükleşiodukk... bir ara baterinin başına geçip birşeyler çaldı, her hareketiyle muhteşemdiii... sonraaaa ışıklar kapatıldııı... O sırada Ricky aşağı eğilip bodyguardlardan birine bateri bagetlerini verdi, diğer tekerlekli sandalyeli 3 kız öne atıldılar hemen bagetleri kapmak için... o andaaa bodyguarda beni işaret etti Ricky!! o an kalbim çıkacaktı heyecandan:)) bagetleri nasıl tuttuğumu hiççç hatırlamıyorum:)))o kdr mutlu oldum ki... sonra Ricky karanlıkta sahneden kaçıverdi... konser bitmiştiii, bodyguardlar bana zafer işareti yaparken diğer insan şaşırıp kıskançlıkla bakıolardı:)) annemle Seda karşıdan gelirken elimde salladığım bagetleri görünce şok olmuşlar onlar ne diye:)) tabii durumu anlatınca Sedoşş tutturmuştu, birini bana ver bariiii diye:)) vermeyeceğimi bilsee dee:p
Ricky'nin kokusu, dolapta sakladığım bagetlerimden uzuuuun süre geçmediii... çıkarıp çıkarıp kokladım, koklattımm... bagetlerin bi tanesi çatlamış oraya siyah bir bant yapıştırılmıştı, benim için okdr değerliydiler ki hiç önemi yoktu... o konsere ait herşey durur bir dosyada, yüzlerce posteriyle birlikte... biletler, üzerimde kalan renkli konfetiler, fosforlu çubuklar ve tabii bagetler...
İştee böyleeeee:)
Şimdi sanırım bu güzel mimi birilerine paslamalıyımmm... Bir çok kişide görmüştüm gerçi ama... burada görürlerse ve isterlerse yapsınlar diye...
Umut
LoLLa
StummScream
Sümük'ü
mimliyorum:P
Bi de bu mime uygun şöööle bir yazım vardııı
Pazar, Aralık 27, 2009
KoCCAA kalemimmm kocamanken de benimleee
Babamın babası ben doğmadan vefat edince bana dede diye babamın amcası(ankaradaki tabii)Ziver Dedemi alıştırmışlar küçüklükten beri... O da zaten pek sahici bir dede oldu bana... hatta küçükken hiç sorgulamamışım taa ki böyle arkadaşlarım olmaya başlayana kadar... o zaman hatırlıyorum; "niye babannemin kocası olmadığı halde, Emine Yengemin kocasına dede diyorum ki?" diye düşünmeye başlamıştım ama sonra sordum, öğrendim... zaten cevap pek de önemli değildi, dedemdi o benim, hem de çok sevdiğim... (ayrıca sonradan farkettim, mesela babannemin kız kardeşlerine de Neriman babaanne, İclal babaanne vs diye söylemeye alıştırıyorlar genelde; şimdi düşündüğümde bu gelenek hoşuma gidiyor, güzel düşünülmüş bence)
Hiç kucağından inmezdim, çok tontondu, göbeği kocamandı :) nezaman geliyor bebek? derdim:))göbeğini severek o da 3ay, 5ay vs sonra derdi... En sevdiğim oyuncaklar ondann gelirdi... o kadar çok anımız var ki... ama şimdi sadece birini anlatacağım...
Ziver Dedemin bir odası vardı: 2 çekyat, 1 büyük masa(yüksekliği ayarlanabilir), tv, radyo, kütüphane-dolap vs... Gündüzleri orada vakit geçirirdi... Karakalem resimleri meşhurdu, o kadar güzel çizerdi ki... genellikle; kamp ortamı, çadır, sığınak, tüfekler, at, dağ evi...çizerdi. Dağevimiz olursa böyle olsun diye çizerken anlatırdı bana, onlara gittiğimizde... Bir süre sonra benim de ilgim başladı tabii resme... (her gittiğim evde, kalem-kağıt verebilir misiniz diyen bir çocuktum ben)
Onun bir kalemi vardı, Almanya'da yaşarken almışlar... böyle kalın, şişko birşey... mekanzması uçlu kalem gibi... ama ucunu tahmin edersiniz tabi kapkalınn bi uç işte... onla çizerdi... o kaleme çok özenirdim... bir de diğer ince kalemleri de pek iyi tutamadığım için, bu kalem tam bana göreydi, rahatça tutuyordum... Dedem de hal böyle olunca o kalemi bana verdi... Artık hiçç elimden bırakmıyordum, kaybolacak diye ödüm kopuyordu: "KOCAAA KALEMİMM NERDEEE?" en çok kullandığım cümleydi artık, adı da "Koccca kalemmm"di işte...
Okula başladığımda bütün çocukların ilgisini çekmişti, onlara tutturmaya bile kıyamazdımmm:))) Bir harf yazıp "aaaa ne guselmşşş" derlerdi, ben de hemen alıp "evett işte ama ucu bulunmuyor" derdim... Sonra ucunu yurtdışından getirtmiştik galiba bir kutu... Ama onlar da bitecek diye korkardım, Seda'nın bile nolur biraz onla yazayımmm dediğini ve zorla ikna olup verdiğimi hatırlarım...
Birgün Ziver Dedem bizdeydi, ben yine kağıdımı alıp "Anneee kocccca kalemimi versenee" dedim, annem getirdiğinde dedem şaşırmıştı "aaa hala saklıyor musun?" diye... çok da hoşuna gitmişti... O günden kısa bir zaman sonra vefat etti... O günü hatırlamak istemiyorum, o yüzden geçiorum, içimde birşey acıo hala...
O gitti amaa ben onu hiç bırakmadım, her onlara gidişimizde onun odasına geçip resimler yapardım tek başıma... önceleri "kızım gelsene salona bak konuşuyoruz ne güzel, bak neler olmuş, gel" derlerdi, ısrarla gitmezdim... sadece yemeklerde gider sonra hemen dönerdim... bunu niye yaptığımı hiç bilmiyorum aslında ama bu 2 sene önceye yani Antalya'ya taşınıncaya kadar aynen devam ettim, orası benim odam oldu artık, resim yaptığım, tv izlediğim, son zamanlarda laptopumla gittiğim odamdı, odamız... yanlızlığı orda keşfettim...
Bunu niye anlattım? Koca kalemim yine yanımda, 1,5aydır onla yazı-resim çalışmaları yapıyorum, kök hücrelerime ince el beceresi öğretiyorum yani:)) o değil de geçen gün düşündüm, bu kalemi ben almasaydım şimdi nerede olurdu diye... Muhtemelen ya bozulup atılmış ya da kaybolmuştu... Ama iyi ki bende, benimle... Çevremdeki hatıra diye saklayıp özenle heryere kendimle götürdüğüm bütünnn eşya, obje, resim vs gibi o da benimle... Yolun sonuna kadar beraberiz... sonrası meçhul tabii...
Hiç kucağından inmezdim, çok tontondu, göbeği kocamandı :) nezaman geliyor bebek? derdim:))göbeğini severek o da 3ay, 5ay vs sonra derdi... En sevdiğim oyuncaklar ondann gelirdi... o kadar çok anımız var ki... ama şimdi sadece birini anlatacağım...
Ziver Dedemin bir odası vardı: 2 çekyat, 1 büyük masa(yüksekliği ayarlanabilir), tv, radyo, kütüphane-dolap vs... Gündüzleri orada vakit geçirirdi... Karakalem resimleri meşhurdu, o kadar güzel çizerdi ki... genellikle; kamp ortamı, çadır, sığınak, tüfekler, at, dağ evi...çizerdi. Dağevimiz olursa böyle olsun diye çizerken anlatırdı bana, onlara gittiğimizde... Bir süre sonra benim de ilgim başladı tabii resme... (her gittiğim evde, kalem-kağıt verebilir misiniz diyen bir çocuktum ben)
Onun bir kalemi vardı, Almanya'da yaşarken almışlar... böyle kalın, şişko birşey... mekanzması uçlu kalem gibi... ama ucunu tahmin edersiniz tabi kapkalınn bi uç işte... onla çizerdi... o kaleme çok özenirdim... bir de diğer ince kalemleri de pek iyi tutamadığım için, bu kalem tam bana göreydi, rahatça tutuyordum... Dedem de hal böyle olunca o kalemi bana verdi... Artık hiçç elimden bırakmıyordum, kaybolacak diye ödüm kopuyordu: "KOCAAA KALEMİMM NERDEEE?" en çok kullandığım cümleydi artık, adı da "Koccca kalemmm"di işte...
Okula başladığımda bütün çocukların ilgisini çekmişti, onlara tutturmaya bile kıyamazdımmm:))) Bir harf yazıp "aaaa ne guselmşşş" derlerdi, ben de hemen alıp "evett işte ama ucu bulunmuyor" derdim... Sonra ucunu yurtdışından getirtmiştik galiba bir kutu... Ama onlar da bitecek diye korkardım, Seda'nın bile nolur biraz onla yazayımmm dediğini ve zorla ikna olup verdiğimi hatırlarım...
Birgün Ziver Dedem bizdeydi, ben yine kağıdımı alıp "Anneee kocccca kalemimi versenee" dedim, annem getirdiğinde dedem şaşırmıştı "aaa hala saklıyor musun?" diye... çok da hoşuna gitmişti... O günden kısa bir zaman sonra vefat etti... O günü hatırlamak istemiyorum, o yüzden geçiorum, içimde birşey acıo hala...
O gitti amaa ben onu hiç bırakmadım, her onlara gidişimizde onun odasına geçip resimler yapardım tek başıma... önceleri "kızım gelsene salona bak konuşuyoruz ne güzel, bak neler olmuş, gel" derlerdi, ısrarla gitmezdim... sadece yemeklerde gider sonra hemen dönerdim... bunu niye yaptığımı hiç bilmiyorum aslında ama bu 2 sene önceye yani Antalya'ya taşınıncaya kadar aynen devam ettim, orası benim odam oldu artık, resim yaptığım, tv izlediğim, son zamanlarda laptopumla gittiğim odamdı, odamız... yanlızlığı orda keşfettim...
Bunu niye anlattım? Koca kalemim yine yanımda, 1,5aydır onla yazı-resim çalışmaları yapıyorum, kök hücrelerime ince el beceresi öğretiyorum yani:)) o değil de geçen gün düşündüm, bu kalemi ben almasaydım şimdi nerede olurdu diye... Muhtemelen ya bozulup atılmış ya da kaybolmuştu... Ama iyi ki bende, benimle... Çevremdeki hatıra diye saklayıp özenle heryere kendimle götürdüğüm bütünnn eşya, obje, resim vs gibi o da benimle... Yolun sonuna kadar beraberiz... sonrası meçhul tabii...
Etiketler:
anııı,
koca kalemim,
öyle işte,
özledimmm
Perşembe, Kasım 05, 2009
pufffffff
ayyyyy bu ne üşengeçlik yaaa... gittim, döneli 10 gün olacakkk ve ben daha güya:
- pashamııı anlatmaya devam edecektimmm
- başlıbaşına macera olan Köln-Düsseldorf, otel, hastane, gezmece anılarınııı, komiklikleri, ağrılı günleriii anlatacaktımmm
- ilk kez bindiğimmmmm uçakkla ilgili anılarııııı, düşüncelerimiii yazacaktımmmm
amaa ancakk dizi izlmek, işte çalşmk, vs vs geçrdm 10 günü ki bundan sonrası çok yoğun geçecekkkk:s
bakalımmmm...
- pashamııı anlatmaya devam edecektimmm
- başlıbaşına macera olan Köln-Düsseldorf, otel, hastane, gezmece anılarınııı, komiklikleri, ağrılı günleriii anlatacaktımmm
- ilk kez bindiğimmmmm uçakkla ilgili anılarııııı, düşüncelerimiii yazacaktımmmm
amaa ancakk dizi izlmek, işte çalşmk, vs vs geçrdm 10 günü ki bundan sonrası çok yoğun geçecekkkk:s
bakalımmmm...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)