Pazartesi, Aralık 28, 2009

Camdan arap kızı bile bakamıyor...

nasıl bir hava bu böyleee :s
yağmurr yağıooo demek çok masumca kalıoo yani Antalya'da... ancak tanık olan anlar... kıyamet kopuyor adetaaa... gökyüzü ard arda aydınlanıp şimşekler çakıooo...

izledikçe içim sıkılıo... sokaktaki hayvancıkları ve insancıkları düşündükçe ağlayasım geliyor... inşallah sığınacak bir yer bulmuşlardır :(

hayat gerçekten bazıları için bazı yönlerden çok acımasız...

bugünü sevmedim, dünü de, öncekini de... nedeni hava değil...

ama yarını sevmek istiyorum...

Pazar, Aralık 27, 2009

KoCCAA kalemimmm kocamanken de benimleee

Babamın babası ben doğmadan vefat edince bana dede diye babamın amcası(ankaradaki tabii)Ziver Dedemi alıştırmışlar küçüklükten beri... O da zaten pek sahici bir dede oldu bana... hatta küçükken hiç sorgulamamışım taa ki böyle arkadaşlarım olmaya başlayana kadar... o zaman hatırlıyorum; "niye babannemin kocası olmadığı halde, Emine Yengemin kocasına dede diyorum ki?" diye düşünmeye başlamıştım ama sonra sordum, öğrendim... zaten cevap pek de önemli değildi, dedemdi o benim, hem de çok sevdiğim... (ayrıca sonradan farkettim, mesela babannemin kız kardeşlerine de Neriman babaanne, İclal babaanne vs diye söylemeye alıştırıyorlar genelde; şimdi düşündüğümde bu gelenek hoşuma gidiyor, güzel düşünülmüş bence)

Hiç kucağından inmezdim, çok tontondu, göbeği kocamandı :) nezaman geliyor bebek? derdim:))göbeğini severek o da 3ay, 5ay vs sonra derdi... En sevdiğim oyuncaklar ondann gelirdi... o kadar çok anımız var ki... ama şimdi sadece birini anlatacağım...

Ziver Dedemin bir odası vardı: 2 çekyat, 1 büyük masa(yüksekliği ayarlanabilir), tv, radyo, kütüphane-dolap vs... Gündüzleri orada vakit geçirirdi... Karakalem resimleri meşhurdu, o kadar güzel çizerdi ki... genellikle; kamp ortamı, çadır, sığınak, tüfekler, at, dağ evi...çizerdi. Dağevimiz olursa böyle olsun diye çizerken anlatırdı bana, onlara gittiğimizde... Bir süre sonra benim de ilgim başladı tabii resme... (her gittiğim evde, kalem-kağıt verebilir misiniz diyen bir çocuktum ben)

Onun bir kalemi vardı, Almanya'da yaşarken almışlar... böyle kalın, şişko birşey... mekanzması uçlu kalem gibi... ama ucunu tahmin edersiniz tabi kapkalınn bi uç işte... onla çizerdi... o kaleme çok özenirdim... bir de diğer ince kalemleri de pek iyi tutamadığım için, bu kalem tam bana göreydi, rahatça tutuyordum... Dedem de hal böyle olunca o kalemi bana verdi... Artık hiçç elimden bırakmıyordum, kaybolacak diye ödüm kopuyordu: "KOCAAA KALEMİMM NERDEEE?" en çok kullandığım cümleydi artık, adı da "Koccca kalemmm"di işte...

Okula başladığımda bütün çocukların ilgisini çekmişti, onlara tutturmaya bile kıyamazdımmm:))) Bir harf yazıp "aaaa ne guselmşşş" derlerdi, ben de hemen alıp "evett işte ama ucu bulunmuyor" derdim... Sonra ucunu yurtdışından getirtmiştik galiba bir kutu... Ama onlar da bitecek diye korkardım, Seda'nın bile nolur biraz onla yazayımmm dediğini ve zorla ikna olup verdiğimi hatırlarım...

Birgün Ziver Dedem bizdeydi, ben yine kağıdımı alıp "Anneee kocccca kalemimi versenee" dedim, annem getirdiğinde dedem şaşırmıştı "aaa hala saklıyor musun?" diye... çok da hoşuna gitmişti... O günden kısa bir zaman sonra vefat etti... O günü hatırlamak istemiyorum, o yüzden geçiorum, içimde birşey acıo hala...

O gitti amaa ben onu hiç bırakmadım, her onlara gidişimizde onun odasına geçip resimler yapardım tek başıma... önceleri "kızım gelsene salona bak konuşuyoruz ne güzel, bak neler olmuş, gel" derlerdi, ısrarla gitmezdim... sadece yemeklerde gider sonra hemen dönerdim... bunu niye yaptığımı hiç bilmiyorum aslında ama bu 2 sene önceye yani Antalya'ya taşınıncaya kadar aynen devam ettim, orası benim odam oldu artık, resim yaptığım, tv izlediğim, son zamanlarda laptopumla gittiğim odamdı, odamız... yanlızlığı orda keşfettim...

Bunu niye anlattım? Koca kalemim yine yanımda, 1,5aydır onla yazı-resim çalışmaları yapıyorum, kök hücrelerime ince el beceresi öğretiyorum yani:)) o değil de geçen gün düşündüm, bu kalemi ben almasaydım şimdi nerede olurdu diye... Muhtemelen ya bozulup atılmış ya da kaybolmuştu... Ama iyi ki bende, benimle... Çevremdeki hatıra diye saklayıp özenle heryere kendimle götürdüğüm bütünnn eşya, obje, resim vs gibi o da benimle... Yolun sonuna kadar beraberiz... sonrası meçhul tabii...

Cumartesi, Aralık 12, 2009

bana da geldi darallll

puffff sıkıcı bu gece çok... içim sıkıldı...
artık hafta sonlarını sevmiyorum demiştim ya bu hafta sonunu hiiç sevmeyeceğim, sevmiyorum... herkes biyerlerde...
Damlalarda gidiyor İstnbla nikaha... biz de gidecektiKK sonra tabii durumlar, şartlar değişti... en başta hava değişti...

cabuk gelsin pztsi amaa güsel gelsin :( [lütfen]

Perşembe, Aralık 10, 2009

öffff

bloggerda yazı yazan 20-27 yaş arası kızları sevmiyrm:p yani seviyorummm daaaa...
:)))karışık bi durum:p

Pazar, Aralık 06, 2009

Yeni gördüm, duydum, gittim, baktım, beğendim!

- "Kitap Ödüllü Yarışmaaa! --> "Biri yarışma mı dediiiiiii?" diyip koştum hemen, her yarışmada olmalıyım:p Hem dee kitap ödüllü imiş, pek şeker ;)
- http://www.facebook.com/0milyonakitap?v=wall#!/0milyonakitap?v=info --> "0 Milyona Kitap" Yeşim Ceren Bozoğlu, sanal ortamda kitap değiş-tokuş hareketi başlatmış, ne güzel yapmış :)
- http://webtv.kanald.com.tr/Detail.aspx?Id=7482 -->
2010 Disko Kralı Jeneriği ("iyi uykularrr bebeğimm bekle beni yine gelicemmm" tarzında brzzz)
- http://wozela.wordpress.com/ -->
Vuvuzela'nın unutulmasına gönlü razı olmayanlar, bu yerel çalgının geridönüşüm projelerinde farklı kullanımlarına ilişkin fikirlerin toplandığı bir blog oluşturmuş.
- http://www.aa.com.tr/tr/sokak-kedilerine-kedi-evi.html --> Çok hoş, beni mutlu etti :)
- http://kendinedogru.com/ --> Ben de daha tam inceleyemedim. Adı çekti beni, gelin beraber inceleyelim...
- http://umutesen.blogspot.com/2010/08/derin-kuyu-ve-ksa-ip.html --> Onu bu kadar kısıtlı bir alanda anlatamayacağım için gidip yerinde görün derim:)
-
Sorry : Bir Özür Dileme Projesi --> Birini mi üzdünüz? Geceleri vicdan azabı nedeniyle gözünüze uyku mu girmiyor? O zaman bu site, sizin içinizi rahatlatacak! İsteyen, duygularını e-posta, Twitter ya da Facebook üzerinden istenen kişiye iletebiliyor...

Cuma, Aralık 04, 2009

aşık oldummm...

Ama şarkıyaaa :p


sözleri çok hoş, yorumu ayrı bir hoşşş... böyle sancılııı bi şarkııı... ya da bana öyle geliyor:)

Yoruldu, duruldu, kırıldı,
Vuruldu bir kaç kere.
Yazılıdır hepsi hikayede...


Yine Soner Sarıkabadayı'ya aitmiş ya :s

Perşembe, Aralık 03, 2009

dinlerken sözlerin güzelliğini anlamamışımm

Candan Erçetin - Olmaz

Ansızın hayatıma giriyorsun
Varlığınla aklımı çeliyorsun
Aşkınla beni şımartıyorsun
Mucizeler yaratıp kahramanım oluyorsun

Zamanla aşka alışıyorsun
Daha az gülüp daha çok susuyorsun
Değiştin sen hala görmüyorsun
Mucizeler nerede kahramanım yorgun musun

Olmaz birtanem
Olmaz sevdiğim
Olmaz inan bana olmaz
Aşk böyle olmaz

Hazırdım ben de seni bekliyordum
Nerede bu geç kalmasa diyordum
Ve bir gün karşımda duruyordun
Bilmeden mucizenin ta kendisi oluyordun

Anladım ben herşeyi yoruyorum
Belki de hep senden bekliyorum
Değişmedim sadece susuyorum
Mucizeler yaratan kahramanı özlüyorum


Salı, Aralık 01, 2009

Üstüme gelme, nedeni yok ki...

üzüldüm...
canım acıdı...
kızdım, çok kızdım... ama kendime...
gözlerimde yaş yakalandım...
neden uydurdum...
aslında uydurmadım çünkü herşeyin temeli oydu zaten... ben de onu söyledim...
gerginim...
hassasım, çok duygusalım bugünlerde...
gözlerim dolu her an... biri birşey dese de aksa diye bekliyor yaş... ya da birşey olsa... veya çok gülsem birşeye sonra bir anda ağlamaya başlasam...
boğulacak gibiyim...
sıkışmış gibi...
nefessiz kalacakmışım gibi...

"noluo ya bana böyle?" dediğimde cevap beynimde beliriyor... ne sendromudur bilmiyorum... her sene aynı zamanlarda belirir... 6 Aralık'ta yoğunlaşır ama o gece biter... o gün doğmuşum ben... perşembeymiş... geç mi doğdum tam olarak bilmiyorum ama sancı gelmeyince suni sancı vermişler anneme... zor çıkmışım yani... hayat daha o andan itibaren koymuş önüme bariyer... oksijensiz kalmışım işte doğarken...

içeride çok bunalmış, daralmış olmalıyım... ağlamayı orda mı öğrendim ne:p
neyse işte o anın sıkıntısını yaşıyorum her sene galiba...

- herşey nie bu kdr zor bnm için
- kimse beni anlamıo ztn
- neden o.....? neden şu....? neden bu böyle?

vs cümlelerini çok sık kurduğum günlerdeyim...
bugünlerde kimse üstüme gelmesin, elini uzatıp karanlıktan güneşe doğru çeksin beni nolur...
canımı acıtmasın, üzmesin bu hafta beni kimse lütfen (bunu söyledğim kişiler, burayı okumadıkları ya da okuyamayacakları için EVREN'e söylüyorum bunları:p)

o.ç.s.

Perşembe, Kasım 26, 2009

O an bile bencil miyiz biz?

Bugün dizi izlerken oradaki bir söz beni başka bir yere götürdü...
"Nolur Allah'ım o ölmesin! Hayır, o ölmeyecek, ölmeyecek..." diye tekrarlıyorlardı ayrı ayrı yerlerde, yoğum bakımdaki kişinin yakınları...
Düşündüm de bu isteği acaba kendimiz için mi istiyoruz? Farkında olmadan sadece kendimiz? Böyle dualar ederken ilk etapta düşündüğümüz "ben onsuz naaparım, yaşayamam" ya da "o ölürse bu vicdan azabıyla nasıl yaşarım?" vb şeyler değil mi? Onu bir daha göremeyecek, dokunamayacak, söylememiz gereken şeyleri söyleyemeyecek olmamız en çok acıtan şey değil midir bizi o an? Yakarmamızı sağlayan?
Oysa onun bir hayatı, sevdikleri, yapmak istedikleri, görecek daha nice günleri olduğunu; tamamlamak istediği işlerini yarıda bırakmanın yada sevdiği kişilerden kopmanın onun için ne denli acı olduğunu hiç aklımıza getirir miyiz ilk durumda?
Ya da
Belki ölmenin onun için aslında bir kurtuluş olduğu, acılarının dinerek huzura kavuşacağı nice sonra gelir aklımıza... O da yine niye gelir biliyor musunuz? Kendi içimizi rahatlatmak, üzüntümüzü hafifletmek için...

Bu kadar bencil miyiz gerçekten?
Utandım birden...

Çarşamba, Kasım 18, 2009

öle bşy

Eskiden yani okul falan varken haftasonu geliooo die ne sevinirdim...

Artık hiç sevmiyoruum haftasonlarınıııı... hem de hiçççç... şimdi de haftasonuu biterkennn ohhhh be bitti diyorumm...

Vardır bi sebebiii elbettt... Varrrrrr...

Pazar, Kasım 15, 2009

Pöffff

offff içim öyle sıkılıyor ki...
yapmak istemedğm bşyi yapıoum çünkü... niye yaptğmı bilmyrm ama acı çekyrm resmen...
ee yapma ozmn dieceksnz, yapmynca da daha başka acı çekyrm :(
hiçbşy artık esksi gibi olmck sanırım :(
-----------
buaralar garip bişklde, bi konuda(üstteki hariç) umutsuzlğa kapılsam aklıma birilerinin sözleri geliyor, birden güç kazanıyorum... örneğin;

- Almanya'ya gidecğmz gün mp3ü laptopa taktım şarjı dolsun die...anam 8saat oldu hala şarj oldgna dair yeşil ışığı yanmıodu bitürlüüü... içime fenalık geldii, msn iletime "yeşil ışığın yandığnı göreblcek miyim acabaaa" yazdm... Kübra da bu sözü yanlş yorumlamş(ki kendsiyle coook uzun zmndr konşmyrduk, Almanya'ya gtcğmzi de bilmyrdu tabii)ve şöle dedii bana:

"Sen yeter ki iste yeşili de görürsün, bunu bize defalarca gösterdin; kırmızı bile yansa sen gider onu yeşil yapıp yine görürsün yeşili..."

Bu söz giderayak bana feciiiii ii geldi, ordayken de çok ağrılarım olduğunda hep aklıma geldi, hala da geliyor... insanlar hep bana benden çok güvenmştr ztn... hatırlatılması güzel oluyor:p

- Daha sonra dönünce facede, böyle özlü sözler dolanıyordu... ve birtanesi beni yine çok etkiledi:

“Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyin yapılabileceğine inandığınızda, aklınız onu yapmak üzere çözümler bulmanıza yardım etmek için çalışmaya başlar” Dr. David J. Schwartz

Bu sözü, arkaplanım olarak ayarladığım çok sevdiğim birinin fotoğrafının üzerine yazdım... Hergün okuyabileyim diye... En az 1er kez, güne başlarken ve güne veda ederken görüyorum... ve saçma düşünceleri kovuyorum beynimden...

- Geçen gün de Anıl'a anlatıyordum işlemleri fln o da şöyle dedi:

"ben eminim ki herşey çok iyi olacak; sen sadece senden istenen seylere konsantre ol"

Evet, konstantre olmalıyım ama nasıl?:(

Cuma, Kasım 06, 2009

Dediiiim kiiiiiii...

"kalbimin kulaklığını indirdim kucağıma... beyniminki takılı... kucağımdan sesler gelio ama beynimdekinin sesi açık oldgu için, bastırıo diğerini... duyuyorum ama anlayamıyorum..."

dedimmm sedoşaaa... o daaa;

seDa:
Bu cumleyi kuran kisi bana duygusal olmadigini iddiaa edemzz

dediiiiiiiiiiiii... tek ondan saklanamıyorum galiba...

haklı olabilir; anlamazlıktan geliyorumdur belki de...

Perşembe, Kasım 05, 2009

pufffffff

ayyyyy bu ne üşengeçlik yaaa... gittim, döneli 10 gün olacakkk ve ben daha güya:

- pashamııı anlatmaya devam edecektimmm
- başlıbaşına macera olan Köln-Düsseldorf, otel, hastane, gezmece anılarınııı, komiklikleri, ağrılı günleriii anlatacaktımmm
- ilk kez bindiğimmmmm uçakkla ilgili anılarııııı, düşüncelerimiii yazacaktımmmm

amaa ancakk dizi izlmek, işte çalşmk, vs vs geçrdm 10 günü ki bundan sonrası çok yoğun geçecekkkk:s

bakalımmmm...

Salı, Ekim 20, 2009

O SANA EMANETTT

Ben hiç size hayatımı güzelleştiren varlıktan söz etmiş miydim?

Yıl 2005
Canım çok sıkkındı, mutsuzdum belki de... Tüm sevgimi verebileceğim bir şeye ihtiyacım vardı... "Benim" diyebileceğim bir şey... Sonunda annemi kedi almaya ikna etmiştim... Petshoplara gide gele ve de "ayyy ne kadar tatlılarrrr dimiiii" die die ve çevreden de "köpekten daha kolay, kedinin bakımııı" tavsiyeleri ile annem razı oldu...
Uysal olmasını istediğim için bir iran yavrusu istiyordum... Kedi vermek isteyenlerin ilanlarına bakıyordum internetten... Ankara'dan da bir sürü ilan vardı, resimli resimsiz... Bir ilana takıldım-nedensiz-, yavruların değil de anne ve babasının resimleri vardı... Annesi özel bir kediymiş, tüyleri renk renk... Babası ise mavi gözlü ve bembeyaz... İkisi de iran kedisi... Annesinin sahibi bir öğrenci; bakamayacağı için o veriyor yavruları... Aradık telefonla... Onda iki yavru varmış, biz sarımsı olanı getirmesini istemiştik... Getireceği günkü heyecanı unutamam... 7 Temmuz falandı sanırım... Seda'yı da çağırdık bize... Güzel ve kötü günlerimin şahididir Sedoşummm... Çocuk(diyorum ama heralde o zaman 23-24 yaşlarındaydı), bir düdüklü tencere kutusu ile geldi... İçinde bizimkii, kutunun deliklrnden gözlerini çıkarmaya çalışıyor muzip muzip... Açtık kutuyu; minicik şey fırladı dışarı... Bir de baktık ki, beyaz-gri ve maviş gözlü birşey... "Mavi gözlü istersiniz diye bunu getirdim" dedi...

Devamııııı dönüşteeeeeeeeeeee

Cumartesi, Ekim 17, 2009

Ne tatlıı bi şarkıymışsın senn öyle:p

Tasvir-i Şikayet

yeri delen yildirimlardan bihaber bacaklarin
karabiber tozu yutmus gibi bi hos dudaklarin
buruna bak da etkilenme, kafdaginda pencere
ama üzülme, yine süzülme çünkü sen bitanesin.

ele güne nispet yapar gibi çökünce rehavet
yaradilista istiare var, rüyada keramet
inadinin neticesi, eger koparsa kiyamet
ama üzülme, yine süzülme çünkü sen bitanesin.

azar azar yasar durur hayatinin tamamini
deli dolu gülüslerinde raks eder zamanini
bir iki tatli söz çeler basindaki daragacini
ama üzülme, yine süzülme çünkü sen bitanesin.

gerekiyorsa firtina, aksi halde bir atalet
semeresi çalismanin, bu yasta kiris kiyamet
sana sitem serzenistir, bu tasvir-i sikayet
ama üzülme, yine süzülme çünkü sen bitanesin.

Oya&Bora

*Genelde hergün bir şarkıcıya takıp bütün şarkılarını bulup dinlemeye çalışırım... Oya&Bora daaa bugünkü takıntımmmm:P ya ama youtubeda kalitesi çok kötüüüü:(

Salı, Ekim 13, 2009

Bir balıkkk gördümmm sankiii...


Damigocummm bize Pazar günü bir tatil köyü ayarladıı... Sabahın 7sinde uyanıp hazırlandığımız 1 güncük ve 7 kişilik tatilimiz, Pasha'mııı(-kedişim-; Sağır Kedi blogunda Pasha'yı anlatmamı istemişti, anlaticiim daha sonraa) hayvan hastanesine bırakmamızla başladı... Pasha daha kafesine koymamızla birlikte ağlamaya başladı ve yol boyu susmadı... Benim tabii içim parçalandı, ben de ağlamaya başladım... Neyse bıraktıktan sonra biraz daha böhüü faslım olduu(ki herkes kızdı, 1gün için böleyse haftaya napacağımı hiç bilemiyorum:s)...
Otele girer girmez zaten gülmece ve eğlence dolu saatler de başlamış olduu(2 kere "oldu" pek olmadı ama neyse)... Çünküüü Ali Eniştem vardıı:)) Onun olduğu yerde zaten direk eğlence dee oluooo... Tatilde yanınıza alacağınız 3şeyden 1i bence kesinlikle Ali Eniştem:))) Anlatsam komik olmaz ki, keşke görseniz, yaşasanız...
Kahvaltı faslı da sinir olduğum sineklerin havada çarpışması eşliğinde bitince odamıza çıkıp denizzz içinn hazırlandıkkk, evet toplucaa:)) bu sadece bizim aileye mi özgü bilmiyorum ama tuvalete birimiz girince diğer teyze, kuzen vs de peşinden girer:)) En tatlı dedikodular orda yapılır zaten... Herneyse odamız da çok şekerdiii, renkler ve dekorasyonu ile... Aslında evdeyken "ben denize fln girmek istemiyorum yaa, bikinimi alsam mııı?" diye düşünüşlerim boşaymış çünkü direk tatil moduna girdim, bi de keşke hangi bikinimi alsam diye düşünseymişim keşke... yanacağım hiççççç aklıma gelmediği için o kadar yok olsun diye uğraştığım bikini izim hooop geri geldiii... annem "kışın dekolte mi giyeceksin kii" dese de evet, 13 Aralık'ta Ayça Ablamın düğününde, İstanbul'un karakışın da giyebilirimm (mi?)...
Neyse Ekim ayında denize girmek neymiş anladım, daha ayaklarımı sokar sokmaz vazgeçtim zaten ama yoğun ısrarlar üzerine, daha sonra 1 metre ötede balıkların kaynadığını öğreneceğim denize girdim... bir süre sonra soğuktan ayaklarımın altını hissetmedim zaten... Buzzzz yani...
Çıktıktan sonra da;
Damla: denize gircen mi tekrar
Özge: yok ya çok soğuk dondum
Damla: ii ozmn orda kocaman kocaman balıklar var, girmezsn die sölemedkkk, Ali'yi hep ısırmşşş...
Özge: neaaaa... bana bşy çarptı anneme sen mi yaptın dedm, evt dedii...
şeklindeki diyaloğumuzun ardından ertesi sabah iskeleden balıklara ekmek atmaya gittiğimizde gördüğüm manzara karşısnda şok oldum feciydii... kocamanlar yaaa(bak işteeee)... ben normalde yosundan bile irkiliyorumm:))) girmem bir daha denize:P

Neyse güneşlenme, ortalığı keşif, yemek vsden sonra zatürre olma çalışmalarımm; buuuuzzzz havuzuna girme, buzlaşşşın buzlarını yutma ve geceee giydğm elbseyleee bacaklarımınnnn yine buzzz kesmesine nekdr dayanabilirimm uğraşlarıyla geçtiii...
Sonuç: Zatürre olmadımmmm:P

Ama çok da eğlendim, moral tatilciğiydi, geçip gitti...
Geri sayım da başladı zaten...

Çarşamba, Ekim 07, 2009

Son...

Birkaç saat önce kitap okurken(1haftadır en ii oyalanma yöntemlrmden biri) aklıma birden şöyle bir soru geldi:

"Öyle veya böyle bir şekilde beni şimdiye kadar tanımış olan herkes, herhangi bir nedenden ötürü son kez görmek durumunda kalsaydı ve bunu da bilseydi, bana son olarak ne söylemek isterdi?"

İyi veya kötü, bir sır veya veda sözcüğü, şimdiye kadar söyle(ye)medikleri birşey ya da hiçbirşey... Düşününce merak ettim, kim ne derdi diye... Sonra da benim son görüşüm olsa ne derdim diye düşündüm birkaç kişiyi... Çok zor olduğunu farkettim; ya o an unuttuğum birşey olursa ve sonradan aklıma gelirse? :( Ne kadar üzüleceğimi ve belki de acı çekeceğimi hissettim :( Korkunç birşey...

Oysa her gün, her saat, her an birilerini son görüşümüz olabilir... Bilemeyiz ki hiç... Bu durumu hep beynimize kazıyarak ve bunun bilincinde olarak mı yaşamalıyız? O da çok zor bir durum... Her an birini kaybedeceğin düşüncesi insanı depresyona sürükleyebilir... Hangisi daha iyi bilemedim :s

Sanırım...

Biri geldi, aldı, gitti...

Keşke yine yanılmış olsam...

Cuma, Ekim 02, 2009

Pick Me!lerr benimmmm olsaa:(

Ayyyyyy PuCCa'yı okuyuppp kolyesiniii gördüğümm günden beriiii Pick Me! diye diye ölüyorummm... Sadece kolye mi? Yüzükler, küpeler, broşlarrrrrr... PickMe! ile ilgiliii neredeyse tüm siteleri, blogspotları dolaştımmm... Tabii öncelikle Pick Me!'nin tasarımcısı Sadi Tekin'in web sitesine ve diğer tasarımlarına da bayıldımmm...

Sonraaa Sadi Tekin'in blogunu gezerken Hande Ömürlü ile fotoğraflarını görünce şok oldummm... Çünküü Hande, Ayça Ablamın arkadaşı veeee o da hand-e'nin tasarımcısııı... Geçen sene de "Ayçaaa Ablaaaa gelirken Hande'den lulu kolyeden alabilirrr misinnnn?" diye utana sıkıla istemiştim, çünküüü onlara bayılmıştımmmm... Ama Hande'nin elinde keçesi kalmadığı için getirememiştiiiii...


Şimdi de aynı şekilde Pick Me!lere takmış durumdayımmm... Tabii hiçbirşeyin olmadığı gibi o da Antalya'da yooooookkkk :( Artık Aralık'ta İstanbul'a gittiğimizde alırız... Hoş luluları seçemediğimmmm gibiii bunlardann da hangisiniii alacağımaa kararrrrr veremiyorummmm... İçimden keşkee bana özelllll bi tasarım olsaa yaaaaee" die de geçirmio değilim:)) Nasıl olabilecekse oooooooo:)))


Hand-e ile Pick Me! zaten yanyana standlarda olacağındannn gittiğimde "hangisini alsammmmmm" die çıldıriiiciiiiiiimdennn eminimmm...:)))


Şimdilerde "hepsiiii bnmmmmm olmalıııı"die uçuk kaçık fikirlerim ve planlarımmmmm da yok deil haniiiiii:))))


Bu arada da Lizzz'ciğim ile de pek çılgın hayallerimiz varrr, gerçekleştirmeyeee aaaz kalmıştır belkiiiiiiiiiii 8-)

Perşembe, Ekim 01, 2009

Tanıdık değil bana güzzz...

Aslında şu anda boşum ama yazmaya bile halim yok... Fakat yazmak da istiyorum... Kafam çok dolu, karışık; düşünceler darmadağınık... Giyilip giyilip dolaba rastgele atılmış kıyafetler gibi birbirine girmiş...

Hayatımla ilgili çok ciddi bir karar aldım... Bu cümleyle çok örtüşen bir karar: gerçekten "hayatımla ilgili" ve "çok ciddi"...

Daha önce de kararlar almıştım önemli ama şimdi farkediyorum ki o kadar da önemli değillermiş belki... "Amaaan ucunda ölüm mü var? Ne çok abarttı bu kız!" derseniz eğer, vereceğim cevapla söylediğiniz sözü geri almak zorunda kalabilirsiniz...

Kararımdan vazgeçersem ve vazgeçmezsem hayatımın nasıl olabileceği ile ilgili sanırım tüm alternatifleri düşündüm... Tartıya koyduğumda vazgeçmemem gerektiği daha ağır basıyor... Çünkü bu şekilde devam etmek istemiyorum artık(belki şimdiki duruma nasıl desem nankörlük ediyorum ama) ve önümde iyi/kötü bir alternatif var: birşeyleri değiştirmek için o butona basmam lazım...

Şu iki cümle tüm hayatımda olduğu gibi bu kararımda etkin rol oynuyor:
Risk almayı her zaman sevmişimdir ve daha önce de dediğim gibi vazgeçmek hiç bana göre değil!
(Bunu sakın ukalalık olarak algılamayın... Belki de çok .oktan bir huy, özellik vs... ama gerçek bu sadece! )

"Eee karar vermişsin, iyi hoş... Yakınıyor gibisin?"derseniz de ne tür duygularda olduğumu bile zor açıklayabilirim...
Endişeliyim! Gerginim, şaşkınım, düşünceliyim, üzgünüm, mutsuzum, yorgunum, kızgınım, kırgınım, küskünüm, stresliyim, öfkeliyim, ağlamaklıyım(Sezen Aksu'nun da şarkısıyla hıçkırıklara boğulasım var) sakinim, bitkinim, uykuluyum, sessizim ama yine de umutsuz değilim...

Veeee moraliminnnnnnnn çooooook iyi olması lazımmmm ama nasıl?

Bugün nedense 31 i diye bekliyormuşum :s 1 i olduğunu görünce üzüldümmm... Zaman azalıy0r, azalıyorum...

Şimdilerde sessizce seninle/sizinle dertleşiyorummmm...
Duy/un beniii...

Pazar, Eylül 20, 2009

Şekerin bayramı gelmşşşş

Buuuuuuuuugünnnnnn bayrammmmmm:p

Herkese mutlu ve şeker gibi bayramlarrr :) öyleeeeeee büyüüüüüük bir aileniz varsaaa evden eve dolaşıorsanız bayramlaşmak için vee teyze, dayı, amca, yenge, enişte, dede, anneanne, babaanne, hala, kuzen vs vs ile uzun/kısa zamandr görmemştm diyerek kucaklaşıp dedikodu, yemek, içmek, gülmek vb fiilerde sevgiiii yumağı oluosanısss(şurdakigibiii) hiiiiiiç öleeee şkyt etmeyiiiinnn... Çünkü bigün o günleriii "vay beeee ne güseldi" şeklinde arayıp özleyeblyrsunuzzzz :( benden söylemesiiiiii...

Bizim bayramımız küçülen ailemizde aslında diğer günlrden (çoooook)az farklı geçiooo... Tabii yeni kişiler katılııo o ayrıı... Ama şimdi düşündüm deee belkii daha soonra yineeee ailemis büyüyeblrr: bu kez teyze, yenge, anneanne, babaanne vs sıfatları bize geçerr:) hmmmm düşününce sevndm birdennnnnn, umut hrzmn insanı mutlu edio glba:)

Bugünlerde nasılımmmmm? bilmiyorummm... bi kısmım çok ii, umutlu, sabırlı, sevgi dolu, anlayışlı, ne olursa olsncu, brz da yüzsüz:P diğer kısmım buruk, endişeli, acabacı, kırgın, küskün, nedenler arasında kaybolmuş, vs vs... İki kısmım birbirine meydan okuo yani:p

Birazdannn şiir vee müzikk bölümümü güncelleyeceğimm:p
Yarınnnn görüşürüzzzzz(sanırumm)...

SOON DAKİKAA:P
Yaaaaaa çok ilgnç ki az önce "kayıtları düzenle"ye bakıodum(ki normalde hiiiiiç bakmam)... aa farkettm ki şu yazı taslak olarak kalmışşşş:s yayınlamamamışım yada unutmuşummm... bi de çok kızmşm hrlde amaaaa nieee olduğunu hçççççççç hatırlamıoum :s sadece "Duygu'm anlar" kısmından neyle ilgli oldğnu tahmin edioum okdr:))
neyse öle yazıyımm dedmm:)) tabi okuyanımmmmm vAr mıııı bilmem kiiii:))))

Pazartesi, Eylül 14, 2009

Benden "pes"!!!

Şu günlerde gerçek anlamda susup yuttuğum şeyler var... Bir yandan "vay be ne sabırlıymışımm" derken hani böyle patlamamak için kendimi de zor tutuyorum...


Hissettiğim birşeyler var... ve eğer doğruysa gerçekten artık tam anlamıyla kusacağım...

Çok sıkılıyorum, çok...
Canım fazlasıyla sıkkın....

Daha önce söylemişimdir: "Vazgeçmek" bana göre değil, hiçbir konuda vazgeçmedim şimdiye kadar... Kendime bile "tamammm yaaaaaa vazgeçiyoruum" diyemem, bünyeme ters... İstediğim, sevdiğim, yapacağıma inandığım vs vs(şimdi tam da anlatamadım) hiçbirşeyi yarım bırakmam...

Ama artık sizi alkışlayarak "pes ediyorum" diyorum...
Evet, başardınız... Abuk tavsiyeleriniz işe yaradı, sevinebilirsiniz...(eğer ki bu yazıyı okuyacak olursanız tabii...)

Pes ettim...

Pazar, Eylül 13, 2009

Perspektif

senin içine girdiğim zaman
dışımda kalıyorsun.
senin dışından sana bakınca
içime sığmıyorsun.

Özdemir Asaf


[Öyle tesadüfen bir yerde gördüm bu şiiri, çok beğendim... Sonra diğer şiirlerini araştırdım şairimizin "bayıldımmm" diyebileceğim birçok şiiri olduğunu farkettim... Sanırım bundan sonra küçüüücük biiiir şiiir köşesii yapıpp paylaşacağımmmmmm bende hoş bi'tad bırakan şiirleri:)) ]

Rüyada...görmek

Ayyy bu rüya tabirleri niye bu kadar çelişkilidirrrrr:)))
Meselaaaa rüyada perde görmek die yazıp arattığınızda bi çok site çıkıo ama genellikle yazan şeyler tek bir yerden kopyalandığı için aynı... hadi o önemli değil dee; ilk satırda iyi şeylerden bahsederken birden alttaki satırda feciiiiii, korkunç, ürkünçççççç, başınıza büyük bir felaket geleceğini işaret ettiğini okuyabilirsiniz:))) sonraki satırda ise yineeeson derece güzel, hoş, sevinçli habereee kadar gidebilen yorum cümlesiyle karşı karşıya kalabiliyorsunuz:)))
Eeeee hangisiii doğruuuuuu pekiiiii:s die kalıp gülüo insan...
Hele ki eskiden bizde küçük bi rüya tabiri kitabı vardı, galiba gazete vermşti:)) ordaaaaaa herşeyi, abartısız herşeyi kötü yorumluooo, hem deee sonunu muhakkak ölüme bağlıoduu... :))) kim yazdıysa ruh hastası biriydi hrlde... annem sinir olup atmıştı sonra zaten...
Ben böyle rüyada gördüklerimin bazen birşeylere işaret ettiğini düşünürüm ama hergün de "aaaa bunu gördüümmm hemen tabirlere bakiiiim" diyenlerden de değilim... ancak böyle çok net aklımda kalan obje, olay vs görürsemm bakarım meraktann ama okuduğumun da etkisinde kalmam...

En iisi insanın gördüğü rüyayı kendsinin yorumlaması galibaaa:)

Çarşamba, Eylül 09, 2009

Bekliyorum...

Yaa bloguma hergün birşeyler yazıyım kısa ya da uzun diyorum ama nedense olmuyor:( Bu konuda iyice tembelleştim gerçekten... Aslında bu galiba "uzun yazmalıyım" diye düşünüp sonra da üşenmemden kaynaklanıyor :)
Bir beklenilen tarihi daha geride bıraktık... Tekizim (kuzenim) evlendiiiiii:) Düğünü gerçekten masal gibiydiii.... Hep hep mutlu olurlar inşallah...
Şimdi belirli bir tarih daha var... Ona da pek birşey kalmadı gibi... Sessiz, heyecanlı ve endişeli bir bekleyiş bu seferki... Bakalım...
Başka beklediğim şeyler de var... Onların tarihleri belirsiz... Bekleyişim ise belki biraz nedensiz...

Kısacası bu aralar beklemedeyim ben;)

Çarşamba, Eylül 02, 2009

Aynamsın...



aynamsın
bakınca içimi gördüğüm
bağırınca çığlığımı duyduğum

sen sağa, ben sola da dönsem
gözümüze takılan şey aynı
aynımsın

yakınken daha net
uzakken flulaşsak da
göz göze içimiz hala
göz yansımamsın

elimi uzatınca ben
senin de uzatacağını bilirim hemen
uzandığım, elim parmaklarımsın sen

duyamasam da gülüşünün sesini
ama zaten benimkiyle bir değil mi ki
bak kimse gülmüyor ama bu bize daha da komik geliyor sanki
içimden attığım kahkahamsın

ne o yüzün asık mı senin
farkettim olmamış kaşımız bu sefer, ona sıkkın canı ikimizin
şşşşş anladım, biliyorum gerçeği; bozma süsünü bahanemizin
için için ağlayıp içime dert yandığımsın

seDa'ya...(onunla konuşurken bi anda şiirim geldiii:p)

Pazar, Ağustos 23, 2009

Bu su hiç durmaz...

Ay olmaktan yoruldum, üstelik artık gölgem bile düşmüyor dünyaya... Çünkü.... neyse... şu sözleri çok sevdim; şimdilerde Gülben Ergen'in yorumladığı, Bülent Ortaçgil'in "Bu su hiç durmaz" şarkısının sözlerini...

Kar gibi örttüm üstünü, içinde tüm çiçekler
Birer birer titrediler
Uykusuzluğundan belli, kafanda birikintiler
Teker teker döküldüler

Sen hep kendine önlemler aldın
Ben kendime yasaklar koydum
Önümüzde barajlar var
Bu su hiç durmaz!..
Bu su hiç durmaz!..

Yaşamak dopdoluydu akan pınarlar gibi
İnanmayanlar beklediler
Umutlarını borç verdin, cebinde hiç kalmadı
Dostların anlamadılar

Nar gibi güzelliğin gizliydi vereceklerin fazlaydı
İnsanlar inanmadılar
Sustun sustun konuşmadın, sonra kaçtın arkana bakmadan
İnsanlar şaşırdılar...

Salı, Ağustos 11, 2009

Sayenizde...

Öyle boş boş oturacağıma geçen gün farkettiğim birşeyi yazayım dedim...
Nereden başlasammmmm... Farkettim ki şuan sahip olduğum bütün yeteneklerimin, daha doğrusu mesleklerimin ve iyi yapabildiğim şeylerin, ilginç bir şekilde geçmişte önüne engeller koyulmaya, beni soğutmaya veya yıldırmaya falan çalışılmış neredeyse ama ben farkında olmadan sanki hırs yapıp o konularda uzmanlaşmışımmm:))

Şimdi anlatınca anlayacaksınız...

Ortaokula yeni başlamıştım... Türkçe dersinde daha önce yani ilkokuldayken sınavlar, sadece test şeklindeydi yada dilbilgisinden oluşan yazılı sınavlardı... Ortaokulda Türkçe Öğretmenimiz(kulakları çınlasın Y.Yılmaztürk, beni sağır sanmıştı:))ayyyy ne çok gülerdik Sedaylaa, bazı insanlar böyle işte yürüyemeyince insanın hiçbir yeri çalışmaz sanarlar, neyse bu ayrı bir blog konusu) böyle sert, kendine göre disiplinli olmaya çalışan bir hanımdı. Herneyse ilk sınavda, sınav kağıdını görünce şok olmuştuk... 5 normal yazılı sorusu ve 50 puanlık kompozisyon yazma! Hayatımızda kompozisyon yazmanın ne olduğunu bilmeyen bize, "Zanaat altın bileziktir." sözünü anlatmamız isteniyordu... Bir kere zanaat ne demektir, onu bile bilmiyorduk... Dolayısıyla hayatımın ilk ve son 2sini aldım bir güzellllllll... 85-90a bile üzülen ben, ağlamaktan ölmüştüm... Nasıl düzelteceğim notumu diye üzüle üzüle kendimi bitirdim... Dönem ödevi alıyım dedim, öğretmenimizden bir darbe daha geldi... Ödevim: Cevat Şakir Kabaağaçlı(Halikarnas Balıkçısı)'nın bir kitabının özeti!!! Hiçbir sayfasını, paragrafını, satırını hatta kelimesini bile anlamıyordum... O kadar ağır ve sıkıcı bir kitaptı ki sadece benim değil, ailemizin kabusu oldu... Herneyse sonraki sınavlarımda 5leri aldım... Kompozisyon yazmayı öğrenmiştim artık... Duygularımı, düşüncelerimi yazıya dökmek çok hoşuma gitmeye başladı... Sonra lise ve üniversitede %100leri alırken aynı zaman yazılarım beğeni ve övgü de almaya başladı... Yani o 2 notu ve Türkçe Öğretmenim sayesinde(!) bugün güzel şeyler yazabiliyorum... :)

Sonraki konu ise, ben resim yapmaya bayılırım... Daha 3 yaşından beri elimden kalem ve kağıt düşmez... Ki biliyorsunuz hastalığımdan dolayı kalemi zor tutabiliyorum bazen ama bu hobime hiçbir zaman engel olmadı... Pastel, kuru, guaj, sulu... Hiç farketmez... Resimde kompozisyon oluşturmamı çok beğenirdi ilkokul öğretmenim... Hatta o zaman karikatür bile çizerdim... Panoya falan asılırdı... Bir resim yarışmasında ödül kazanmıştım... Herneyse orta okulda bir resim öğretmenimiz vardı... Resim öğretmeni olduğunu sadece yüzünden anlayabilirdiniz... Kendini iyi boyardı çünkü... Derste bile makyaj yapardı... Doğal olarak derste ne yaptığımızla ilgilenmezdi... Ben de resimleri yetiştiremezdim bazen ama sadece hani o boş yerleri de boyamanız gerekir ya, işte sadece o kısmı yetiştiremezdim, evde tamamlardım... Zaten sınıfın yarısından çoğu resim bile yapmazdı, evde birilerine yaptırıp getirirlerdi... Neyse not verme zamanında, herkes tek tek hocanın yanına gidip gösterirdi... Benimkileri de Seda götürürdü... (İçimden neler diyorum şu an bir duysanız:p) Bu hoca(!) derdi ki: "Bunları o mu yapıyor? Annesi yapıyordur, neyse!"... Duyardım ben... E be kadın makyajdan önünü göremiyorsun, bir zahmet derste dolaşsaydın makyajını bırakıp görürdün kim yapıyor o resimleri!!!:))) Erkeklerin notuna bakmadan 5 verirdi bir de niyeyse:))) Herneyse bir ara resimden soğumuştum gerçekten... Ama artık yine resim yapmak en özel zevklerimden biri... Sayesindeeeeeeeeeeeeee(!)... Yoksa şimdi de mi annem yapıyorrrrrrrr:))))
Diğeri ise liseye yeni başladığımda hazırlık sınıfı öğretmenlerinden bazıları, işte kayıt olurken aileme “Bu okulu yapamaz, burası çok zor. Siz kendi duygularınızı tatmin etmek için çocuğu yormayın!” demişlerdi. Lisem, yabancı dil ağırlıklı liseydi ki zaten yabancı dile ilgim küçüklükten başlıyor... Orta okulda İngilizce ve Fransızcam hep 100dü yani... Neyse lisede de daha okulun ilk haftasından itibaren başarımı gördükçe hatalarını anlayarak çok pişman oldular... Liseyi de zaten birinci olarak bitirdim ve üniversitede de yine İngilizce-Türkçe Çevirmenlik Bölümünü seçerek Çevirmem oldum... Bunlar da lisedeki öğretmenlerimin sayesinde(!)...

En sonki de(aslında mutlaka vardır da hatırlamıyorumdur diye yazıyorken hatırladım:)))onu en son anlatayım), çalıştığım yerde önceden operatördüm ve 1 ay da özel dosya haberleri hazırlamıştım... Sonra kadro değişti falan, ben haberlere devam edemedim... Daha sonra gece editörü arıyorlardı yani 18-24... Ben de editör olmayı çok istiyordum... Söylemiştim ve tam başlayacakken oradaki bir editörün bir takım engellemeleri oldu muhtemelen, öyle tahmin ediyorum yani... O zaman çok üzülmüştüm... Neyse 1 yıl sonraaaaa şirketimiz başka bir şirketle birleştiiiii ve beni editör olarak işe aldılar... O arkadaş şimdi yok zaten yani şu an onun yaptığı iş ben yapıyorum, haber editörü olarak.... Sayesinde(!)...

Şimdi anlatacağım ise en önemlisi sanırım... Ailem beni yaklaşık 1 yaşındayken Prof. Dr. Yavuz Renda'ya götürmüşler... Benim için demiş ki: "Ancak ilkokulu bitirebilir zorla... Normal zeka 100 ise, o 70 sınırında olur!!!"... Tabii ailem yıkılmış... Dünyaları kararmış... Sonra zaten yapılan her zeka testinin sonucunda normalin üstünde pratik zeka çıkmışım... Tabii ben bu olaya şimdi çok gülüyorum ama ailem hala çok sinirli bu doktor(!)a karşı... Ama sonuç olarak şuanki durumumdayım... Yavuz Renda'ya alkışlarrrrrrrr... Niye? Onun sayesindeee(!)...

Bu yazıyı yazarken "ayy kendi mi övüyor gibi oldum yaaaaa" diye yazmasam mı yoksa şeklinde sıkıntılar yaşadım... Ama bu konuyu da başka türlü anlatamazdım... Sonuç olarak, bana ilginç gelen bu durumlar tesadüf mü yoksa bilinçaltıyla mı ilgili bilemiyorum... Ama bir bağlantı olduğu kesin bence... İnsan isterse herşeyi yapabilir gerçekten galiba...

Yazımı aklıma şuan gelen Nil'in bu sevimli şarkısıyla bitiriyorum:p
"insan neler yapar isteyince,
bu bir şey değil düşününce,
ben de tarifi öğrenince,
kalktım sana kek yaptım" ;)

Pazartesi, Ağustos 10, 2009

İşte...

Blogumun isminin kaynağını merak edenlere...

5 E 3 KALA
Sustugumda yuttuğum şeyleri
Peki hiç sen duyabildin mi?
Sustum yine işte,
Bak bu sefer iyi dinle!

Gökyüzüm kapkaranlıktı...
İçim odama sığmadı....
Az önce yagmur yagdı,
Yoksa sen agladın mı?

Artık sadece gökyüzümüz aynı
Ağlarsam senin de gökyüzün ıslanır mı?
Bak işte orda bir yıldız kaydı,
Sende de kayan aynı yıldız mı?

Ben ağlamıyorum düşme diye sen!
Sen ağladın da mı düştüm yoksa ben?

Peki kimin için agladın sen?
Yani kim ugruna düştüm ben senden?
Belki de hiç sende olmamışken,
Nasıl bitecek bu işkence bilmem ben...

Sımsıkı kapadım gözlerimi,
N'olur görmesinler seni...
Çıkartıp attım işte o 5 harfi...
Yazamayacaklar artık ismini!
(03.02.2008, 01:43)

Cumartesi, Ağustos 08, 2009

İçimden bir cenaze kalktı bugün...

"İçimden bir cenaze kalktı bugün,
İçimde ölen biri için.
İçim ağladı
Ama ben ağlamadım.

Cenazeye kendimi çağırmıştım ama içim el vermedi, gidemedim.
Seni de çağıramadım kendi cenazene,
Görmeyesin içimi o haliyle diye.
Ama bu sefer de rahat etmedi ki içim.

Gelseydin kim bilir, suçlayacaktın belki içimi.
Niye öldürdü diye seni...
Oysa nerden bileceksin ki,
Sensin senimin, içimin içinin tek katili…

Kıyamadım çıkarıp atmaya seni,
O yüzden gömdüm içimin taa derinine kalan sevgimi…
Acıtmaya başlamıştı çünkü beni,
Yani sevmek, başkasının içi olmak isteyen birini…"


Ne zaman yazdığımı hatırlayamıyorum... Sanırım sonunu da getirememişim... Tek hatırladığım, saat gece 02-03 arasıydı, Seda ile msnde konuşuyorduk... Şu anda da sanki Seda'nın anlattığı birşeyden etkilenip yazdığım gibi birşey geldi aklıma... Sonra ona göstermiştim, beğenmişti o da... Muhtemelen 2006-2007 arası... O zaman da duygularım yoğundu...
Herneyse işte geçen gün tesadüfen gördüm, bir yazıyım dedim bloguma... Siz de beğenirsiniz belkiiiiii:p

Cumartesi, Ağustos 01, 2009

"Eski ile Yeni" mi???


Sabah yatakta kendimi uyanık ve "eski ile yeni" sıfatlarını düşünürken, hatta tartışırken buldum... Nereden çıktığını bilmiyorum... Rüyamda gördüğüm birşey mi etkiledi, onu da hatırlamıyorum...

Herneyse sonra farkettim ki bu tartıştığım şeyler baya mantıklı geldi... "eski" sıfatı nereden geliyor ki diye düşünüyordum... Birşeyi "eski" diye nitelendirebilmek için onun "yeni"sinin bulunması gerektiğini farkettim... Yani "eski"ye "yeni" neden oluyor...

Mesela bir kaleminiz var, yıllardır sizinle olan ve kullana kullana belki üzeri aşınmış bir kalem... Ama onu "eski" diye adlandıramazsınız... Yani birisine "kalemimi versene" dediğinizde ve o da size "hangi kalemin?" diyee sorduğunda "eski kalemim" cevabı saçma olur... Tarif etmek için "sarı, uzun, kalın, tükemmez vs" gibi birçok nitelendirme sıfatını kullanabilirsiniz... Cevabın "eski kalemim" olabilması için o kalemin aynısının(tüm özellikleriyle) yenisine sahip olmanız gerekir... Ama bu kez de yıprandığı için değil, bir önceki kaleminiz olduğu için "eski" diyebilirsiniz...

Diğer yandan, dünyadaki hiçbirşeyin aynı özelliklere sahip olmadığını düşünüyorum... Dolayısıyla birşeyleri "eski" diye adlandırmak yanlış ve saçma geliyor... "yeni" sıfatı olabilir ama karşıtı "eski" olması :S Bilmiyorum, böyle düşününce mantıklı gelmiyor... Hele ki bu mantıkla "eski aşkım" fln lafları iyice saçma geliyor... Şuanda ikiziyle mi birliktesin ki?! Kaldı ki, ikizlerin bile ruhları farklı...

Sonuç olarak, belki hiçbir şeyimi/kişimi/eşimi/dostumu eskitmediğim için bana böyle geliyor olabilir :s "eski" sözcüğü beni hüzünlendiriyor :( Sanki "eski" deyince "unutulmuş, bir kenara itilmiş, yerini bir başkası almış, artık sevilmeyen, kullanılmayan, zavallı vs" gibi duygular uyandırıyor bende... Hayatımdaki hiçbirşeyi bu kategoriye koymadım ben... Ondandır muhtemelen "eski" lafını sevmeyişim ve hiçbir varlığa yakıştıramayışım...

Böyle işte... Saçmaladıysam da kusura bakmayın...:p

Çarşamba, Temmuz 29, 2009

Yenileniyorummm da...


Bu blogumu çok ihmal ettiğimin farkına vardım... Aldatıyorum resmen blogumuuu:p

Neyse bu sıralar yoğunum, çok çeviri işlerim var... E bir yandan da editörlük... Bunun dışında aldığım kararlar da var... Beni negatif yönde etkileyen, farkettirmeden moralimi bozan, içten içe canımı sıkan, ruhumu daraltan ve hatta beni neredeyse bunalıma sürükleyen her türlü OLUMSUZ şeyleri(!) hayatımdan çıkarmaya, temizlemeye karar verdim... Uygulama aşamasındayım... Özellikle önümüzdeki 2 ay ve sonrası için buna çok ihtiyacım var... Yanımda, etrafımda hatta uzakta bile olsa bana negatif enerji gönderecek hiçbirşeyi istemiyorum...

İnsanların bu negatifliğine artık inanamıyorum... Kıskançlık mıdır, çekememezlik midir, küçümseme midir, acıma mıdır nedir bu anlamlandıramıyorum... Hele ki nedenini hiç bilemiyorum... Kendi zayıf yönlerini yoksayıp, kendilerini mükemmel görenlere ben de gülerek acıyorum...


Onları kendi negatif düşünceleriyle başbaşa bırakıp pozitif enerjileri kendime çekerek yoluma devam ediyorummm:)


Mucxxxx...

Pazar, Temmuz 12, 2009

Öyle işte...

Hayatta öyle durumlar vardır ki... yani birşey olur ve gideceğiniz yol değişir... Sağa değil de, sola dönersiniz ve işte o an aslında hayatınızda neler yaşayacağınıza da bilmeden karar vermiş olursunuz...
Benim de hayatımda böyle bir an oldu... Yani muhtemelen birçok olmuştur da ben birinin farkındayım...
Lisede kararımı vermiştim. Bilkent'e gitmeyi hedeflemiştim üniversitede ve İngilizce ile ilgili bir bölüm istiyordum... Önümde iki seçenek vardı ya ÖSSde sözel puanımla(ki lisede matematik-fen okuduğum için sözelim düşük katsayıyla çarpılacaktı) İngilizce-Türkçe (3yıllık) Çevirmenlik yada YDS'ye de girip İngilizce puanımla İng-Frans-Türk Mütercim Tercümanlık(6yıllık)... Ben YDSye de girmeye karar verdim çünkü İngilizcem hep süper olmuştu...
Neyse zaten dershaneye de gitmedim, çalışmam da son 2ay oldu ÖSSye... Hedeflerime ulaşacak kadar puan alsam yeterdi, ona göre çalıştım...
Tabii ÖSSde heyecandan bir midem bulansın, ölüyorum dedim... Ben çıkmak istiyorum diye 1,5saat ağladım... Sakinleştikten sonra 1,5 saat Türkçe, Matematik-Biyoloji-Kimya-Fizik den yaptım yapabileceğim kadarını... Zaten işlemleri de aklımdan yapmak zorunda olduğum için yapabileceklerim sınırlıydı... Herneyse YDSye de girdim hiç çalışmadan, süper geçti...
Sonraaa bir baktım kii YDS sonucum gelmediii... Çıldıracaktım, araştırdık, sorduk ÖSYMye... Sonucum çok iyiymişşş ama sayılması için Sosyalden en az 1 netim olması gerekiyormuşşşşş... Şok olmuştum çünkü böyle birşey bilmiyordum, bilseydim zaten yapamayacağım şey değil, sosyalden çözerdim soru... Herneyse o zaman çok üzülmüştüm... Sonra zaten Çevirmenlik bölümüne girip 2,5yılda birincilikle bitirdim...
Asıl konuya dönersek, sosyal yapıp Mütercimliğe girseydim ve hazırlıkları da atlasaydım şimdilerde yeni mezun olacaktım ve:
2sene önce hayatımı yine değiştiren yarışmaya katılmayıp ödülü olan Superonline'a girmeyecektim, şu an tanıdığım bütün(eski-yeni) iş arkadaşlarımı tanımayacaktım/hiç tanıyamayacaktım... Başka kişiler tanıyacaktım, editör falan da olmayacaktım(gerçi seçeceğim meslekler arasında olurdu yine), şuan Ankara'da olacaktık ve muhtemelen okumaya doymayan ben yüksek lisans okuyacağım diye tutturacaktım, iş hayatına bir türlü atılamayacaktım, şimdilerde aldığım Halkla İlişkiler diplomam da olmayacaktı, muhtemelen aile hayatım biraz karmaşık olacaktı vs vs...

Özetle görüldüğü gibi hayatım tümüyle değişik olacaktı... Şimdikinden daha mı mutlu olacaktım? Orasını hiç kimse bilemez...
Ha bunları anlattım, pişman olduğum için mi anlattım? Pişman değilim ama nedense bazen aklıma gelince içim burkuluyor sadece...

Perşembe, Haziran 18, 2009

Aşkın saati değişti...


Önceden yazdığım şu yazıda "Benim için aşkın saati genellikle 5'e 3 kala..." demiştim... Öyleydi de... Hep çalışacak diye bekledim ya da artık beklemeyi bile unutmuşum, o durmuş saatin tekrar çalışmaya devam etmesini... O öylece durduğu için ben, ne geçen zamanın yani günlerin, haftaların, ayların ve hatta yılların farkına varmışım ne de düşüncelerimin, duygularımın, hislerimin geçen zamanla değiştiğini görebilmişim... Durmasının nedenini bile sorgulamamışım... Kırılan saat bir daha çalışamazmış, bilememişim... Öte yandan saatim durduğu için gece ve gündüzü bile ayırt edemez hale gelmişim...

Ama birgün birden ışığı farkettim... Önce yavaşça sızdı aralıktan, güneş ışığıyla eşdeğer birşeydi... Niyeti beni aydınlatmak da değildi muhtemelen... Ben de bir süre o sızan ışığa alışmayı bekledim... Karanlıktan birden ışıkla buluşunca gözler kamaşır ya... Aynen öyleydi benim için... Her geçen gün perdemi biraz daha araladım, daha çok aydınlanayım diye... O da aslında arada bulutun arasına gizleniyordu... Belli ki yorgundu o da veya kırgındı; kızgındı belki, öfkesini saklamak için yok oluyordu bazen... Ben ise aydınlanmaya artık çok alışmıştım, karanlık beni korkutuyordu... Birgün perdemi sonuna kadar açmaya karar verdim, açtımmm... Artık beni sadece aydınlatmıyor aynı zamanda ısıtmaya da başlatıyordu... O ana kadar, uzun zamandır üşüdüğümü bile farkedememiştim... Birden zamanın da işlemeye başladığını hissettim ama o durmuş saat değildi işleyen, zamanı geri getiren... Başka bir saatti... Güneş saatiydi...

Bilirsiniz, güneş saati oldukça karmaşık ve çok da hassas olduğu için çalışmasını etkileyen bazı önemli unsurlar vardır. Diğer taraftan ışık yokken yani karanlıkken zamanı bilemiyorsunuz... Ama tekrar aydınlığa kavuşup içinizin de yeniden ısınmasını beklemek bile yetiyor karanlığa dayanmaya...
Bazen normal bir saatle saniyeleri görerek tam olarak zamanı takip etmek yerine, sadece gündüz ve geceyi ayırt edebilmek insana daha çok huzur verebiliyor...

Şimdi tek dileğim ise, bulutsuz bir yaşam... Bu ise bencilce kendim için istediğim birşey değil... Güneşim, artık engellerle karşılaşmasın... Enerjisi hiç tükenmesin...

Onu, güneşimi çok seviyorum...

Çarşamba, Mayıs 27, 2009

Şiir deposuuuu(msu)

YALIN

Her seven
Sevilenin boy aynasıdır.
Sevmek
Sevilenin o aynaya bakmasıdır.

Özdemir ASAF


NOKTASIZ

Biri gelir sorarsa
Sana beni sorarsa
Gitti der misin?
Gittiğimi söyler misin?
Gidiyorum ben sana
Benimle gider misin?

Özdemir ASAF


OLUŞ

Bir anlam gelse,
Ne varsa alsa,
Gitse.
Bir anlam gelse,
Ne varsa verse,
Kalsa.

Özdemir ASAF



ÖLÜM

Ölüm; ben onu çiçeklerle giderken gördüm.
Ölüm; ben onu yaşamları bilerken gördüm.
Obur doymazlıkların obur açlıklarında,
Ölüm; ben onu, varlıkları silerken gördüm.

Ama bir de yokluğun ve yüreğin önünde;
Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.

Özdemir ASAF

Pazartesi, Mayıs 04, 2009

Damla damla aksam...


Ayyyyy bu aslında şarkı ama ben böyle başka şeylerle ilgilenirken duyduğum ve sözlerine takıldğmm bir şarkı... Çok çok anlamlı geldi bana özellikle ilk kıtaları... Nedeni de yok ama hoşuma gitti, sizin de gider belkiii... Söyleyecek birisi olsa da olmasa da...


Damla Damla Aksam Sana Doldururmusun Kalbini Benimle?
Yoksa Sende Taşıyamaz da Dökermisin Beni Yerlere?
Yağmur Olsam Yağsam Sana Islatırmısın Kendini Benimle?
Yoksa Sende Dayanamaz da Kaçarmısın En Kuytu Yerlere?

Yada Bir Gün Düşsem Kalsam Yaşamaktan Bir An Yorulsam,
En Karmaşık Hallerimde Kalırmısın Benimle Birlikte?
Yoksa Sende Dayanamaz da Kaçarmısın Bambaşka Ellere?

İyi Günümde Kötü Günümde Hayatımın Her Yerinde,
Aşk Denilen Bu Resimde Dururmusun Benimle Birlikte?
Yoksa Sende Dayanamaz da Gidermisin Bambaşka Düşlere?

Seviyorum Seni Desem;
Severmisin Sende Bilmem.
Tutarmısın Ellerimden,
Sana Doğru Düşersem.
Gözümün Nurusun Desem;
Severmisin Sende Bilmem.
Tutarmısın Ellerimden,
Sana Sonsuz Güvensem…

Orhan Ölmez

Çarşamba, Nisan 08, 2009

Döndümmm mü ne?

Ben geldimmmm... Evimi terk etmiiş ve sonra dönmüüş kişiler gibiyim:( Yaaa 4 ay olmuşşşşş... Bu dört ayda neler 0ldu neler... Kötü şeyleri yoksayıp iyileri hatıralarıma ekleyip devam ettim.. Canım şimdi hiç bunlardan konuşmak istemiyor, belki sonra anlatırım!

Ama son en önemli olaylar şöyle: Damla'm nişanlandııı, ben işime devam ediyorummm[haber arıyorum, haber değeri olmayanlara da haber süsü veriyorum bazen:p eee ne de olsa Portal Uzmanıyım ya:))] bu arada ünvanlarıma(çevirmen, editör, operatör, portal uzmanı...) halkla ilişkiler danışmanını eklemek için ders de çalışıyorum (vakit ve istek buldukça:p) ve sınavlara girip Hocaları hızımla yoruyorum :))) Yakında tüm Akdeniz Üni beni tanıyacak zaten "Ayyy özge çok başarılıdır, hemen bitirir sınavları, bu ikinci ünisi zaten, şıkları okadar hızlı söylüyor ki göreceksiniz! Çok şanslısınız!" gibi cümleler her sınavda bir hocadan diğerlerine anlatılıyor...:))

Herneyse işte bu halkla ilişkiler danışmanı ünvanımı da inşallah Haziran'da alıp İşletme lisansımı da almak için yola devam edeceğim... Çoğu kişinin "ya yeter artık niye hala okuyor ki bu, ne işe yarayacak ki" diye düşündüğünü tahmin ediyorum ve duyuyorum da bazen... Onlara cevabım şöyleee olabilirrr : bu benim zevkim, o sınav heyecanı ve birşeyleri başarmak hoşuma gidiyor, kimseye de gösteriş olsun diye okumuyorum... Zaten onlardan banane! CV'mi daha da doldurmak istiyorum... Ama en büyük sebebi şu galiba; insan hedefi yoksa yaşayamaz! Yani en azından ben yaşayamam, hayata tutunabilmem için hedeflerim olmalı, birine ulaştım mı yenileri eklenmeli ki onlara ulaşabilmek olsun yaşama sebebim! Bu hedefler herkese göre değişir tabii... Benim de görünürdeki hedeflerim bunlar...

Hıı bir de şu konu var... Ben böyle doktorlara fln gidiyorum, ilaçlar fln içiyorum ya rahatsızlığımdan dolayı... İşte bu konuda da şöyle düşünenler var: "ya hastalığını kabullenememiş hala, yazık işte herşeyden umut arıyor, naapsın... Artık kabullenmeli ama olmaz ki vs vs" Bunlara da sadece gülüyorum artık... Sizin gibi kader diyip geçemem ben... Bana acıyanlara(ki hayatımda hiç bu zmna kdr rastlamamıştım) fln hayretler içinde bakıyorum... İnsan laf söylerken de biraz kendine bakmalı... Yoksa komik oluyor cidden... Neysekiii böyle düşünenlerrrr çok şükür kiiii çokkk azzz (yani azınlık! en azından öyle umuyorummmmm)


Herneyseee... Asıl şunu anlatacaktım :)) Az önce uzanıyordum, "İzmir'e giderken şu şu şarkıları CD'ye atarımm, yolda dinlerim" diye... Aklıma şey geldiii: Bennnn küçükkennnn hatta bu CD'ler fln çıkana kadar da böyle herhafta mutlaka 1 kaset alırdım bi sanatçının :))) Vee böyle kaset kutularım sepetlerim fln vardııı:)) Bunu okuyanlar ve eskiler mutlaka hatırlarlar... Dolup dolup taşardııı... İştee böyleeeee yolculuğa çıkarkennn çıkartırdım irili ufaklı çantalarımı:))) Seçerdim birisini... Allahhhh ne kdr sığarsa kaset, walkman, kulaklıklar(binbirçeşiiiit:))) makyaj çantam vardı bir de böylee siyah janjanlı:))))onu, tokalar tokalar sanki toka defilesine çıkacağım:)))[hoş hala öyle büyük bir toka kutum var ve ilave olarak kolyeleeeeeeeeeer veeeeee küpelerrrr gibi aksesuarlar var artıkkk hayatımdaa, odamda, heryerdeee]Heygirl'üm, (ne işe yarıyorsa), romanlar fln fln... Son zamanlarda hiçbşy sığmıyordu zatennn, buyüzden en sonkiii çantamm kocaaa bir asker çantasıydıııı:)) Doldur Allah doldurrr:))) Ama o kasetleriiiin hiçbir zmn hepsiniiiii yolda fln dinleyememşmdir tabiiiii:)) Öyle boşa taşınmıştır heppp...

Bu arada, Oğuzhan'cığımdan dinlemeye alıştığım ve çok sevdiğimmmmm şimdilerdee dillerde Oğuzhan & Gülben "Giden Günlerim Oldu" düeti olarak anılan şarkı bugün giderken radyoda çalıyordu... Sanki ilk kez dinliyormuşum gibi bir duygulandırdı beniiiiii... Niyeyse nerdeyse ağlayacaktım, o kdr yani...

Beni en çok etkileyennn sözler ise;

susman da yeterdi sonvermem için hytma/gülmen de yeterdi geridönmem için hyta/sıra gelmdn gidemmemki ben/Zaman geçiyor, bekliyorum baaaaakkkkkkkkk :)

Cumartesi, Ocak 17, 2009

başlık da koymamışım :s

Aslında bugünlerde biraz karışığım... Gördüklerim, yaşadıklarım karşısında... Beni gerçekten de kimse anlamıyor ya da galiba birtek Duygu'm anlıyor... Benzer şeyler yaşıyoruz çünkü veya en azından benzer tepkiler alıyoruz çevreden... Hepsi beni o kadar üzüyor ki... Galiba gerçekten yaşamadan anlaşılmıyor... Artık ciddi kararlar aldım... Tek kişilik bir oyun, sergilediğim ve kimsenin izlemesine ihtiyacım yok... Acımasızca yapılan yorumlara karşı sessiz kalmamın verdiği rahatsızlığa artık tahammülüm yok...

Pazartesi, Ocak 05, 2009

Özet...

"Aaa benim bir blogum vardııı doğruuu yaaa:p" demeyeceğim ki hiçbirşeyi unutmadığımı bilirsiniz... Unutamama sorunum var zaten:)) Yazmadım uzun süredir, yazamadım çünkü hayat baya yordu, zorladı beni bu ara... Üzüntüler, hastalıklar, sıkıntılar, stresler, insanlar, anlamsız davranışlar, çelişkiler, şüpheler, imalar vs vs... Bu arada bilgisayarım da yorulmuş olacak ki 2 formattan sonra kendine gelebildi ancak... Onun düzelmesiyle herşey de düzelmeye başladı gibi:) Yeni yıl, yeni fırsatlar vs vs... Bi içim aynı kaldı galiba, o yüzden çok sıkılıyorum ya hala... Bir çıkış kapısı da bulamıyorum ya da var da ben henüz ulaşıp da açamadım... İçimden hiçbirşey yapmak gelmiyor... Günlerin aynı, düzenli kalıbı içimi sıkıyor... Ayyy gecen gun düşündüüüüm:))) Normal olarak düşünürsek yaklaşık 50 yıl daha yaşayacağım:)))) Bir üzüldümm, bir üzüldümmm bunaaa... Nasıl çekilirr ki bu hayat:(
Neyse en azındaannn bu yılllllllll beniiiim yılım olacaktııı dimiiiii:P

En yakın zamanda güzel bir konuda görüşmek üzere:)