engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
engelli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mart 01, 2022

"Kurtulalım" Bu Zihniyetten!

    Hep aklıma takılan bir konu var. Aslında daha çok genellikle bir yerlerde karşılaşınca beni rahatsız eden ama bir o kadar da düşüncelere sürükleyen bir konu bu...

    En son okuduğum bir kitapta da karşılaşınca artık yazasım geldi. Kitabın önemsiz bir bölümünde, yürüyemeyen ve konuşamayan bir kızdan bahsediliyor. Köyde pek dışarıya çıkmayan kıza annesi bakıyor ve doğal olarak "Ben ölürsem kızıma kim bakar" endişesi yaşayarak ondan önce bu hayattan göçüp gitmek istemiyor. Buraya kadar her şey normal. Bir gün bu kız vefat ediyor ve annesine başsağlığı dilenirken "O da kurtuldu, sen de..." deniliyor. 

    "Kurtulmak"! Ne kadar ağır bir söz! Bunu bence sadece o kız "Ölsem de ben de kurtulsam, annem de" diyerek kullanabilir belki... Kimsenin haddi olmadığını düşündüğüm bu sözü ne yazık ki oldukça sık duyuyorum ve işin tuhafı kimse de yadırgamıyor... 

    Bir insan hasta, engelli, bakıma muhtaç olunca ölse bile çok üzülünmüyor sanırım. Sanki yaşamaya sadece sağlıklı insanların hakkı varmış gibi... "Onunki de yaşamak değildi ki zaten!" lafı dolanıyor hep. Nefes alsa bile boşuna yaşıyor, insanlara yük oluyor gibi görülüyor. Belki öyle olabilir ama bu, hiç kimseye bir başkası için "Kurtuldu" deme hakkını vermez...

    Bu nasıl bir şuursuz teselli etme şeklidir! O kişilerin kurtulup kurtulmadığına dışarıdan bakarak acımasızca hangi cüretle karar verebilir bir insan! Sağlıklı olmak bu kararı size bırakmıyor, sizi üstün kılmıyor...

    Bu düşünce şekli de hiç sağlıklı değil bence. Hastalık sadece vücutta olmuyor... Yani böyle düşünenler için de "Keşke ölse de o da kurtulsa biz de..." mi diyelim şimdi? Ya da çok sağlıklı insanların da arkasında bıraktığı insanlar için "kurtuldular" denilebilecek özellikleri olamaz mı? Belki çok kötü bir insan? Sırf yürüyor, konuşuyor diye yaşamaya hakkı mı var?

   Artık herkes haddini, ağızlarından çıkan cümleleri bir bilsin ya! Şu zihniyeti değiştirip bir iyileştirsinler kendilerini ya... Bu tip düşünenler de hastalar çünkü... Onlardan kim kurtulsun?

    Yok değişmek istemiyor ve "kurtuldu" demekte ısrarcılarsa hala, dilerim bu dünya da bu acımasız insanlardan bir an önce "kurtulur" o zaman!

Perşembe, Kasım 21, 2019

Böyle Saçma Düşünceleriniz Varsa da Sizde Kalsın!

Bugün Instagramda tesadüfen gördüğüm bir kardeşin ağabeyine duygularını yazdığı bir yazıda şöyle bir diyalog vardı:

(İbretlik olduğu için sizlerle de paylaşıyorum)

Ağabeyi kardeşine "Ben diğerleri gibi felçli yaşamak yerine ölmek isterdim. Sen ölmeme izin verir miydin?" diye sormuş. O duyarlılığı ile övünen kardeş de "İnsanlık onurunu korumak için ben de ölmene izin verirdim." diyip bununla övünen bir yazı yazmış...

Felç kalmayı onursuzluğa bağlamak ve insanlık onurunu korumak için ağabeyinin bile ölümünü tercih etmek…

Aslında önce okuduğumda onlar gibi zorluklar geçirmiş kişilerin bile böyle düşünebiliyor olmasını çok garipsemiş ve takip etmenin vakit kaybı olduğunu düşünüp çıkarmıştım takipten. Ancak sonra belki de onlar gibi insanlara bir şeyler öğretmek üzere gönderilmiş olduğumdan yola çıkarak şunları belirtmeden geçmek istemeyip şöyle yazdım:

"İnsanlık onuru, çok farklı bir olgudur öncelikle… Öyle yürüyüp yürümemekle, birilerinin yardımına muhtaç olmak ile hiçbir ilgisi yok yani… Hayatta yaptıklarının, sergilediğin davranışların ve ağzından çıkan sözlerin ahlaki ve toplumsal kurallara uygun olup olmamasıyla alakalıdır onurlu ya da onursuz olmak! İnsanlara duyarlı insanı oynamak yerine gerçek anlamda körelmiş empati yeteneğinizi geliştirmeniz sizin için daha iyi olacaktır… Çünkü ağabeyine “Ben sana her halinle bakarım, sen yeter ki yanımda ol ve nefes al” diyebilmektir kardeşlik aslında… Sonra göstermelik duyarlılıklar, şuursuzca yazınca böyle bir şekilde elinde patlıyor işte… Size onurlu bir hayat diliyorum…"

Zaten "onur" kelimesinin sözlük(TDK) anlamı:

1. İnsanın kendine karşı duyduğu saygı, şeref, öz saygı, haysiyet, izzetinefis.
2. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, şeref, itibar.

Böyle saçma düşünceleriniz varsa ve değiştirmemekte de kararlıysanız sizde kalsın! Marifetmiş gibi paylaşmayın...

Hiç değilse çocuklarınıza böyle saçma düşünceler aşılamayın!

Pazar, Ağustos 11, 2019

Mutlu mu? Bayram mı?

İkisinin de bendeki karşılığı (hem ayrı ayrı, hem birlikte) normal anlamlarıyla pek uyuşmuyor... Hem de uzun zamandır... 

Hayat bence sağlıklı olan herkese güzel... Tabii ki çoğu insan bunun farkında değil. Mutlu olmamak için saçma bahaneler üretiyorlar kendilerine... Kızıyorum, çok kızıyorum...

Aslında çoğu zaman sosyal medyada kendi fotoğraflarımla subliminal mesaj vermeye çalışıyorum :D Gülmeyin, gerçek bu! Tekerlekli sandalyede kahkaha atan kız! :) Hem tekerlekli sandalyeye gözleri alışsın, yolda vs görünce dönüp dönüp bakanlardan olmasınlar diye... Hem de "Bak o bile mutlu, ben niye olmayayım ki?" düşüncesi akıllarına yer etsin istiyorum! Hoş, çok az beğeni alsam da (Nedeni, hep aynı yer, aynı poz vs olmasındandır belki ya da beni onları sevdiğim kadar kimsenin aslında o kadar da sevmediğindendir -ki bunu büyüyünce anlayabildim!) bir şekilde görüyorlardır diye düşünüyorum...

Özetle, kırgınım, kızgınım ve önüme (işime) bakıyorum...

Herkese (mutlu olabilene ve bayram kutlayabilene) mutlu bayramlar!

Pazar, Kasım 11, 2012

Yeter ki Sen Engelleme... ;)

Gözlerimi dünyaya açtığım andan itibaren, yani daha hayatın ne olduğunu bile bilmeden, o bana, benim için planladığı oyunu oynamaya başlamıştı. Doktorların hatası yüzünden doğum sırasında oksijensiz kalmıştım. O günden itibaren, küçükken hiç sevmediğim ama mecbur olduğum fizik tedavi merkezlerinde tedavi görmeye başladım. Kısa zaman sonra her şeye alıştım, alışmalıydım. Dört yaşında, gittiğim tedavi merkezinde okumayı öğrettiler bana. Hayatımız böylece sürüp gidiyordu. Ve benim için şimdi yeni bir hayat daha beliriyordu, ilk okula başlayordum.
Her yerde olduğu gibi ilk okula başlarken de birçok sorun çıktı. Kayıt için istedikleri zeka testinde normalin üstünde bir zekaya sahip olduğum çıktığı ve okumak en doğal hakkım olduğu halde beni normal okula almamaya kalktılar. Ama ailem tüm bu sorunları halletti. Hem de bana bunları hiç yansıtmadı. Sonra okula başladım. Zaten okumayı da önceden biliyordum. Onun için bu konuda hiç sorun çıkmadı. İlk ders günü, daha sınıfa girer girmez benim için çocukların “benim yanıma otursun” diye birbirleri ile yarışmaları da bize çocuklardan değil de büyüklerden (önyargılardan) korkulması gerektiğini gösteren hoş bir anı eşliğinde öğretmiş oldu. Okula ilk başladığımda, annem her teneffüste okula geliyordu. Korkmuyordum ama onun içi yine de rahat etmiyordu. İşte annelik de bu olsa gerek. Bu, dört yıl daha böyle devam etti. Artık büyümüştüm. Sadece beslenme saatlerinde geliyordu. Ama yine de endişeleniyordu acaba bana bir şey olur mu diye... Ailem; bir yandan beni okula getirip götürüyor, evde fizik tedavimle ilgileniyor, yemeğimi yediriyor, ev ödevlerime yardımcı oluyor, diğer bir yandan da kendi işlerini yapıyorlardı. Yani kısacası ailem benim her şeyimdi ve sonsuza kadar da öyle olacaktı.
Bin bir zorluklarla, hiç dershaneye de gitmediğim halde, annemin yardımlarıyla Anadolu Liseleri Sınavına girdim. Ama çok az puan farkla evimize ykın diye tercih ettiğim okulu kaçırdım. Birkaç gün sonra özel bir kolejden gelen bir kağıtta; girdiğim sınav sonucu ile kendi okullarına kayıt olmayı hak kazandığım yazıyordu. Ailem ve ben buna çok sevindik. Maddi durumumuz da çok elverişli olmadığı halde annem sırf ben çok istediğim için, beni bu okula sokmaya kararlıydılar. Annem durumumu bildirmek için onları aradığında; engelli olduğum için alamayacaklarını söylediler. İşte hayat gerçek yüzünü bir kez daha gösteriyordu. Bu konu ile ilgili olan birçok yerden yardım istedik ama hiçbir sonuç alamadık. Zaten artık şevkimiz de kalmamıştı. Ve eski okuluma yani şimdiki adıyla Türkan Yamantürk İlköğretim Okuluna devam etmeye karar verdik. Çok sevdiğim, birlikteyken çok eğlendiğim ve hayatım boyunca da iletişimimi koparmayacağım arkadaşlarımdan da ayrılmamış oldum. Yine aynı okul olduğu halde, kayıt tazelerken kendime göre bir okula gitmemi tavsiye eden büyüklerim bile oldu!...
 Daha sonra, not ortalamamla Ayrancı Yabancı Dil Ağırlıklı Lise’ye girmeyi hak kazandım. Yine her seferinde ortaya çıkan sorunlar, bu kez de canımızı bir hayli sıkıp bizi üzmeye yetti. Kayıt olurken aileme “Bu okulu yapamaz, burası çok zor. Siz kendi duygularınızı tatmin etmek için çocuğu yormayın!” diyen öğretmenlerim, daha okulun ilk haftasından itibaren başarımı gördükçe hatalarını anlayarak çok pişman oldular. Zaten sonuç olarak, liseyi(Matematik-Fen Bölümünü) de birincilik ile bitirdim. Hemen sonrasında ise küçüklüğümden beri hayal ettiğim Bilkent Üniversitesi, İngilizce-Türkçe Çevirmenlik Bölümü’ne girdim ve oradan da Yüksek Şeref Öğrencisi olarak Üstün Başarı Bursu alıp yine Bölüm Birincisi olarak mezun oldum...
Mezuniyetime yaklaşırken tesadüfen ilanı ile karşılaştım. İndeks İçerik-İletişim Danışmanlık Şirketi’nin gençler için kurgulanmış bir toplumsal sorumluluk projesi olan ve de o sene 10’uncusu gerçekleşen İndeks Yönetim Stratejisi Yarışması’nın  konusunun “Medya” olmasının dikkatimi çekmesi, son anda yarışmaya dahil olmamda büyük etken oldu. Uzun soluklu olan bu yarışmada, senaryoya uyularak 3 boyutlu (dokunma ve koku hissi uyaran) bir televizyonda yayınlanmak üzere AB desteği ve fonundan yararlanılabilinecek, farklı hedef kitleleri için bir televizyon programı ve de iş planının hazırlanılması istenilmişti. Zorlu ve zamanımın kısıtlı olduğu bir döneme denk geldiği halde yarışmada dereceye girip kazandığım staj, kariyerim için önemli bir dönüm noktası oldu.
Bir İletişim Hizmetleri Şirketi'nin Oyun Portalı’nda Operatörlük görevini gerçekleştirdiğim stajın sonucunda kalıcı olarak işe alındım. Hedefimi, Haber Portalı’nda Haber Editörlüğü olarak belirledikten sonra farklı haber sitelerinin Kültür/Sanat Köşesi‘nde gönüllü olarak editörlük yaparak bu konuda deneyim kazanmaya çalıştım. Daha sonra, İçerik Müdürü tarafından verilen görev ile “Özel Dosya Haberleri“ hazırlamaya başladım ve ardından da Haber Portalı’nda Editör ve İçerik/Portal Uzmanı olarak çalışmaya başladım. Yaklaşık iki buçuk sene süresince, deneyimli ve bilgili editörler ile birlikte çalışarak mesleğin inceliklerini öğrendim.
Diğer taraftan, yeni şeyler öğrenmek konusundaki merak ve hevesimin peşinden gidip eğitim hayatıma devam ederek ikinci üniversite seçeneği ile önce Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun olup sonrasında da İşletme Bölümü’ne geçerek lisansımı tamamlamış oldum.
Serebral Palsy’li olduğumdan yazı yazamadığım için eğitim aldığım okullardaki derslere ve bilgisayarım ile katılmakta idim. Yine engelim nedeniyle, evden ve internet aracılığı ile sürdürdüğüm iş hayatımda ise, yine aynı kurumsal şirketin Kurumsal İletişim Bölümü’nde görev almaya devam ettim. Yurt Dışı ve Yurt İçi Sektör, Medya ve Rakiplerin Takibi, Uluslararası Raporların İncelenmesi ve Çevirisi, Sosyal Sorumluluk ve Sponsorluk Çalışmaları; Operasyonel Destek olarak yerine getirdiğim görevlerimden başlıcaları oldu...
 Ailem  her zaman; her şeyi iyi tarafından bakmayı, insanların olumsuz davranışlarını görmezlikten gelmeyi, ama kendimi ne olursa olsun her zaman savunmayı, güçlüklere karşı boyun eğmemeyi ve sonuna kadar savaşmayı öğretti. Hayatın gerçek yüzünü, ne kadar acımasız olduğunu anlatmaya çalıştı. Çünkü hayat onlara, bunları en kötü bir biçimde yaşatmıştı. Onlar benim de bunları yaşamamı istemiyorlardı. Ve bunun için elinden gelen her şeyi yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Örneğin; küçükken dışarıda annem elimden tutup yürütürken veya beni arabamla dolaştırırken bize sanki anormal bir şey varmış gibi bakan insanlara karşı annemle bir taktik geliştirmiştik. Bize bakan kişilere, biz de sanki onlarda bir şey varmış gibi bakıyorduk. Onlar da,  acaba kendilerinde mi bir şey var diye üstlerine başlarına bakıyorlardı. Derken ortaya çok komik sahneler çıkıyordu.
Ailem bana, okullarımda benim için gerekli olan her şeyi her zaman hazırladı. Çabalarını gören herkes, bütün zorluklara rağmen böyle bir evlat yetiştirdiği için ailemi hep takdir ettiler. Tabii ki ben de, böylesine dünyada eşi bulunmayan bir aileye sahip olduğum için çok mutluyum. Ne olursa olsun, çoğu zaman aileme yük olduğumu düşünsem de, ailemin bana gösterdiği eşsiz ilgi ve sevgisi bu düşünceme ters düşüyor. Annemin “Sen anneliği yaşayamadın, bir tane daha çocuk doğur.” diyenlere karşı her zaman cevabı; “Ben anneliği öylesine dolu dolu, öylesine doya doya yaşıyorum ki siz bunu bilemezsiniz...” olmuştur.
Hayatım boyunca dünyanın en mutlu çocuğu, insanı oldum ve aileme de elimden geldiği kadar başarılarımla bu mutluluğu yaşatmaya çalıştım. Her şeyi doya doya yaşadım, bazı durumlarda belki insanları kıskanmam gerektiği halde, bazılarının beni kıskanmasını bile sağladım. 
Eğitim hayatım bittikten sonra hayattan koptuğumu düşünmem ve bunun beni olumsuz yönde etkilediğini görmem nedeni ile öğrenimime devam etmeye karar verdim. Yüksek Lisans için Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik ve Medya Yönetimi Bölümü’nü seçerek de hem şirkette daha etkin bir rol almayı hem de okuduğum bölümden zevk alarak hayata yeniden karışmayı hedefledim ve gerçekten de öyle oldu. Bölümümü yine birincilik ile bitirerek mezuniyet töreninde o çok özlediğim alkışlara kavuştum. Bu kez üstüne üstlük not ortalamam 4.00 / 4.00 olduğu için Sosyal Bilimler Enstitüsü birinciliğini de elde ettim.
        Hayatımın her evresinde maruz kaldığım önyargıları yıkabilmek ve de boşuna yaşamış olmamak için kendi hayatımı anlatan bir kitap yazıp geniş kitlelere ulaşabilirsem hem her şeyi olduğu hâlde mutsuz olanlara mutlu olmak için bir sebep hem de bana benzer durumlarda olanlar için bir umut olabilirim diye düşündüm. Ben de geliriyle sokaktaki kimsesiz hayvanlara daha çok yardım edebilirim umuduyla bir yola çıktım. Böylece “Sana Rağmen” adlı kitabımı, 2021 yılının Haziran ayında çıkarmış oldum. 2022 yılı Eylül ayında ise “Sustuğumda Yuttuğum Şeyler” adlı bir şiir kitabı ve minik okurlara empati kurabil-me alışkanlığını oyun şeklinde kazandırma umuduyla kaleme aldığım “Ben Olsam” adlı çocuk öykü kitabımı yayımladım.
         Yüksek Lisans'tan sonra ise devam ettiğim şirkette şu an, hem Kıdemli Kurumsal İletişim Uz-manı unvanı ile çalışmakta hem de yine yurtdışı ve yurtiçi üniversite ve eğitim kuruluşları tarafından hazırlanan sertifika programlarına katılmaktayım. Hayatlarını bana adayan çok sevdiğim annem Fü-sun, babam Murat ve on yedi yaşındaki tatlı kedim Pasha ile birlikte Antalya’da yaşamımı sürdürmek-teyim.

Cumartesi, Ağustos 07, 2010

Erkeklere ne yeter ki?

1-1,5 sene önce tesadüfen tanıştığım bir arkadaşım bana dün kamera açtı "Arkadaşımın nişanı var bak bakalım nasıl olmuşum?" diye... Onun da hastalığı benimkinden(cp)... Ama çoook çok daha iyi durumda... Bu kök hücre olayından dolayı da iyice samimi olmuştuk...

Herneyse süslenmiş püslenmiş baya da güzel olmuş, bir de çok heyecanlı falan çok şeker... Kalkıp oradan oraya koşuşturuyor falan... Dedim "Kızım sen normal yürüyorsun, herşeyin normal, beni mi kandırıyorsun? :p makyajın da normal:))" vs diye geyik yaptım ama gerçekten kusursuz yürüyor falan... Dedi ki "Zaten yürümem de bir sorun yok, yüzümde biraz kasılmalar var, bir de konuşmamda biraz bozuk, o kadar. Ama hala yetmiyor erkeklere:D"...

Düşündüm... (kendimi hiçççççç hesaba katmıyorum bile) Engelli bir kız, bu flört, birliktelik, evlilik konularında engelli erkeklerden daha şanssız galiba... Bunun nedeni de erkeklerin dış görünüşe daha çok önem vermesi olsa gerek... Düşünsenize zaten kusursuz güzellik peşindeler ki bedenen bir çok kusuru olan kızı naapsınlar? Naapsınlar? Yok saysınlar ki öyle de yapıyorlar...

Aslında merak da ediyorum, engelli olmayan bir erkek engelli bir kız için ne düşünür diye... Bu yazıyı okuyan erkekler yorumda kendileri açısından bu soruyu yanıtlasınlar lüftennn:)))

Merak ettim çoooooook:) Bekleyeceğimmmmmm:)))